Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2014/16969 E. 2014/19195 K. 30.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/16969
KARAR NO : 2014/19195
KARAR TARİHİ : 30.09.2014

MAHKEMESİ : İzmir 8. İş Mahkemesi
TARİHİ : 20/02/2013
NUMARASI : 2011/750-2013/64

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava; davacının davalı işyerinde 01.03.1991 – 31.12.1995 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacı adına davalı işyerince düzenlenen işe giriş bildirgesi bulunmadığı, 01.04.1995 – 30.04.1995 tarihleri arasında davalı işyerinde geçen çalışmalarının davalı Kurum’a bildirildiği, 12.04.1991 – 30.04.1991, 20.07.1991 – 01.08.1991, 01.10.1991 – 10.10.1991 ve 03.01.1994 – 10.01.1994 tarihleri arasında dava dışı işyerlerinden çalışma bildirildiği, davalı işyerinin 05.09.1977 – 31.01.2002 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa kapsamında bulunduğu ve 1995 yılına ait işyeri bordrolarının dosya içerisine alındığı, bu bordrolarda isimleri bulunan tanıklardan ikisinin davacının hamal olarak ve parça başı ücret ile çalıştığını beyan etmelerine rağmen, diğer ikisinin davacının talep ettiği dönemde ilk olarak işçi, daha sonra muavin ve en son da şoför olarak çalıştığını beyan ettikleri, komşu işyeri tanıklarının araştırılmadığı, mahkemece bilirkişi raporu esas alınarak; davacının 01.03.1991 – 31.03.1995 tarihleri arasındaki çalışmalarının hak düşürücü süreye uğradığı, 01.04.1995– 30.04.1995 tarihleri arasındaki çalışmalarının da davalı Kurum’a bildirilmiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurum’ca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasa’da yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.
İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kurum’a vermesi gerektiği Yasa’nın 79/1. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelik’te sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Yasa’nın 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurum’un işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.
Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği açıktır. Bir sigortalının askere gitmeden önce çalıştığı işyerini askerliğe müteakip girmesi durumunda hizmet akdi mecburi hizmet nedeniyle kesilmiş olduğundan artık hak düşürücü sürenin oluştuğundan bahsedilemez. Davacıya ödenen ücretten sigorta primi kesilen hallerde, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle Kurum’un Yasa’dan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmelidir.
Davacının sigortalı çalışmalarının Kuruma kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü süre işlemeyecektir. (Hukuk Genel Kurulu’nun 23.06.2004 gün ve 2004/21-369 E, 2004/371 K. sayılı kararı )
Halen yürürlükte olduğu şekliyle dava açma süresi beş yıl olup hak düşürücü süredir. 506 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte beş yıl olan hak düşürücü süre 20.06.1987 tarih ve 3395 sayılı Kanun’un beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmışken, 01.06.1994 tarih ve 3995 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle tekrar beş yıla indirilmiştir.
Somut olayda; davacının talep ettiği dönem içerisinde 01.04.1995 – 30.04.1995 tarihleri arasında davalı işyerinde geçen çalışmalarının davalı Kurum’a bildirildiği, bu nedenle çalışmanın kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü sürenin işlemeyeceği, bir kısım bordro tanıklarının da davacının talep ettiği dönemde çalışmalarının bulunduğunu beyan ettikleri göz ardı edilerek sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; 30.04.1995 tarihinden sonrası için, bu dönemde davalı işyerine komşu işyeri sahipleri ile çalışmaları kayıtlara geçmiş çalışanlarını tespit etmek ve bu kişiler ile başkaca bordro tanıklarını dinleyerek tanık beyanları arasındaki çelişkiyi gidermek, davacının ehliyetini hangi tarihte aldığını tespit etmek ve toplanan deliller ışığında varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine
30.09.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.