Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/30389 E. 2015/27243 K. 22.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/30389
KARAR NO : 2015/27243
KARAR TARİHİ : 22.06.2015

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Sanığın olay günü yanında açık kimliği tespit edilemeyen bir bayan ile şikâyetçinin evine gelerek camide okunacak olan mevlüde davet ettikleri, şikâyetçinin yalnız olduğunu gerekçe göstererek gidemeyeceğini söylediğini, sanığın şikâyetçinin çocuğunun olmadığını öğrenmesi üzerine bu konuda yardımcı olabileceklerini söyleyerek içeri girdikleri, bir süre sohbet ettikten sonra şikâyetçide büyü olduğunu söyleyerek büyüyü bozmak amacıyla evde bulunan altınları getirmesini istedikleri, şikâyetçinin altınların sandık içerisinde kilitli olduğunu söylemesi üzerine sanığın sandığın kilidini keserle kırarak açtığı, şikâyetçinin sandık içerisinde bulunan bilezikleri çıkararak sanığa ve yanında bulunan bayana verdiği, altınları bir beze sardıkları ve çekyatın üzerinde bulunan yastıkların arasına koydukları, şikâyetçiye arkasını dönmesini söyleyip dua okudukları ve dışarıdan 40 tane taş toplayıp getireceklerini bunu suya koyacağını ve eşiyle birlikte bu suyla abdest alacaklarını, ayrıca suyu sandığın üzerine dökmesi halinde sandığın düzeleceğini söylediği ve sanıkların dışarı çıktıktan sonra bir daha da gelmedikleri olayda; sanığa atılı eylemin temas ettiği 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenen “Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesi’ne ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken duruşmaya devamla yazılı şekilde, hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, CMUK’nın 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkın gözetilmesine, 22.06.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.