Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2016/2149 E. 2017/1048 K. 23.02.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2149
KARAR NO : 2017/1048
KARAR TARİHİ : 23.02.2017

Taraflar arasında görülen davada verilen 16/12/2015 tarih ve 2014/675-2015/1240 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21.02.2017 günü hazır bulunan davacı vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin nezdinde katılım hesaplarında 30 Aralık 2013 tarihi itibariyle 120.000.000 USD para mevcut olduğunu, 30/12/2013 tarihinde müvekkilinin, bahse konu 120.000.000 USD ‘nin söz konusu tarihe kadar tahakkuk eden kâr tutarı olan 317.530,96 USD ile birlikte THY’nin başka bir banka nezdindeki hesabına gönderilmesini talep ettiğini, söz konusu talebin yerine getirilmediğini, kismi olarak hesabına para transfer ettiğini, 10/01/2014 tarihli ödemede, davalı bankanın 10.000.000 USD yerine 21.795.000 TL’yi müvekkiline kullanıma hazır ettiğini, 28/01/2014 tarihinde davalı bankanın, mezkur 10.000.000 USD’nin 18 günlük kur farkı olan 351.925,63 TL’yi ödeyerek neticede 10.000.000 USD karşılığındaki kısmi ödemeyi ifa ettiğini, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun rehinlere ve hapis hakkına, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun alacağın devir ve temlikine, takasa dair hükümleri ile diğer kanunların verdiği yetkiler ve koyduğu yükümlülükler saklı kalmak şartıyla mevduat ve katılım fonu sahiplerine ödenmesi gereken tutarları geri alma hakları hiçbir suretle sınırlandırılamayacağını, mevduat ve katılım fonu sahiplerine ödenmesi gereken tutarları geri alma hakları hiçbir suretle sınırlandırılamayacağını, katılım hesaplarında bulunan paraların dilediği zaman çekilebileceğini, davalı bankanın davacının talimatını 30/12/2013 tarihinde derhal işleme koyması ve müşterisinin talebi doğrultusunda ödemeyi gerçekleştirmesi gerektiğini, davalı bankanın davacı tarafından talep edilen rakamı gecikmeli olarak farklı tarihlerde ödediğini, oysa davalı bankanın talep edilen rakamı derhal ödemekle yükümlü olduğunu, davalının haksız olarak borcu geç ifa etmesinin sebebiyle müvekkilinin zararını karşılaması gerektiğini, müvekkilinin davalı şirketten temerrüt faiz alacağı net 375.066 USD olduğunu, bu hususta müvekkilinin uzman ünitesi olan finansman başkanlığı tarafından yapılan hesaplamanın sunulduğunu, bahse konu hesaplar uyarınca müvekkilinin 30/12/2013 tarihine kadar tahakkuk eden kâr payı hakkı 317.531 USD olduğunu, dava konusu …/…

taleplerinin 692.597 USD rakamına ulaştığını, dava açılmadan önce davalıya ihtarname gönderildiğini, bugüne kadar ödeme yapılmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 692.597 USD’nin 317.531 USD’lik kısmı için 30/12/2013 tarihinden itibaren 375.066 USD’lik kısmı için ise 21/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiz ve temerrüt faizine ilişkin Kanun’un 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 4. maddesi doğrultusunda katılım bankacılığı faaliyeti ile iştigal ettiğini, Bankacılık Kanunu’nun 3. maddesinde katılma hesabı ile ilgili yapılan tanım ve işleyiş göz önünde bulundurulduğunda, müvekkilinin mevduat hesaplarında olduğu gibi, ile ilgili olarak hesap sahibi lehine önceden belirli bir oranda getiri elde etme vaadi verilmesinin mümkün olmadığını, katılma hesaplarının fonun işletilmesinden doğan kâr veya zarara iştirak ettiğini, davacının fark talimatı üzerine müvekkili tarafından davacı şirkete bankanın mevduat hesabı açamayacağı, katılım hesabı açabileceği, katılım hesabında ise belirlenmiş bir oranda faiz veya getiri ödenmesi taahhüdünün verilmesinin mümkün olmadığı, ancak katılım fonlarının geçmişte gerçekleşmiş kâr dağıtım oranlarına göre tahmini olarak talep ettikleri getiriye karşılık gelecek şekilde, standart kâra ve zarara katılma oranlarının üzerinde kendileri lehine daha farklı katılma oranı ile katılım hesabı açabileceğinin bildirildiğini, bankanın müşterilerinin vadeden önce parasının talep etme hakkı bulunmakla beraber ilgili mevzuat hükmü gereğince bu talebin ancak bankaların kabulü ile işleme alınabileceğini, sözleşmenin kuruluşu süreci gözetildiğinde davacı yanın vadeden önce parasını talep etme hakkı bulunmadığını, mevzuat vadeli hesaptaki paranın vadesinden önce çekilmesi halinde kâr payı ödemesi yapılmasına mani iken, vadesinde önce çekilmesi talep edilen katılım hesabındaki tutarla ilgili olarak temerrüt hükümleri işletilemeyeceğini, vadeden önce para çekilmesi halinde kâr payı ödenmeyeceğini düzenleme altına alarak kişileri tasarrufa yöneltmeyi bankaların onayı ile vadeden önce para çekilebileceği düzenleme altına alarak ise ekonomide önemli bir aktör olan bankaların likidite durumlarının bozulmamasını amaçladığını, internet sitesindeki yayınlanan bilgilendirmenin ifadeler göz önünde bulundurulduğunda bunların tanıtım amaçlı ifadeler olduğunu, internet sitesindeki ilanların tanıtım yazılarından ibaret olduğunu, davacıya müvekkili bankanın vadeye kadar beklemesi halinde kâr payı alabileceğini hatırlatmışken davacının müvekkili banka ile kendisi arasında çerçeve sözleşmesi imzalandığı gerekçesi ile sözleşmenin kurulmasında esaslı unsur olmayan müvekkili bankanın ilanındaki açıklamalara istinaden alacak iddiasında bulunmasının davacının kötü niyetinin göstergesi olduğunu, somut olaya konu katılım hesapları yönünden vadeden önce para çekimlerinde kâr payı ödemesinin yapılmasının Bakanlar Kurulu Kararı’nın 7. maddesi gereği seçimlik hak bile verilmeksizin yasaklandığını, hangi ödemenin hangi hesaba ilişkin yapıldığı konusunda müvekkili bankanın kayıtlarının esas olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, taraflar arasında taahhütlü vadeli katılma hesabına ilişkin sözleşme kurulduğu, bankaların mevduat ve katılım hesapları sahiplerinin paralarını çekme haklarının engellenemeyeceğine ve davalının hesabın vadeden önce istenildiğinde para çekilebileceğine dair taahhüdüne rağmen, davalı bankanın hesaptaki parayı talep eden davacının talebini yerine getirmeyerek temerrüde düştüğü ve böylece hesap açılış tarihlerinden 30/12/2013 tarihleri arasında işlemiş getiri tutarlarını ödemeyerek kendi taahhüdünü de ihlal ettiğinden dolayı 317.800 $ işlemiş getiri tutarı ile temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun 4/a mad. üzerinden hesaplanan 375.066 $ gecikme faiz tutarını davacıya ödemesi gerektiği, davasını kanıtlayan davacının talebiyle bağlı kalınarak davanın kabulüne, 317.531,00 USD doları asıl alacak, 375.066,00 USD doları işlemiş faiz alacağından asıl alacağa dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa’nın 4A maddesinde belirtilen faiz oranları uygulanmak suretiyle hesaplanacak faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
…/…

Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, vadeli katılım hesabına yatırılan paranın vadeden önce talep edildiği halde ödemede temerrüde düşülmesinden doğan temerrüt faiz alacağı ve kâr payı alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı 30.12.2013 tarihinde davalı banka nezdinde bulunan hesabındaki paranın bir başka bankada ki hesabına aktarılması yönünde talimat vermiştir. Bu durumda taraflar arasındaki sözleşmenin bu tarih itibariyle sonlandırıldığı ve davacının bu tarihten itibaren kâr payı (getiri) talep etmesinin mümkün olmadığının kabulü gerekir.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacı şirketin hesap açılış tarihleri ile 30.12.2013 tarihleri arasında taraflarca belirlenen getiri oranları üzerinden işlemiş getiri tutarları ”Hesap açılış tarihi- Tutarı USD- Getiri %- Vade- Getiri Tutarı USD” başlıklı tabloda değerlendirilerek, toplam 120.000.000 USD ‘nin 387.560 USD getiri tutarı olduğu, bu tutar üzerinden de %18 stopaj vergisi tenzilatı ile 317.800 USD net getiri tutarının ortaya çıktığı belirtilmiş ise de, hesabın hangi tarih aralıkları esas alınmak suretiyle ve ne şekilde yapıldığı anlaşılamamakta olup, bilirkişi heyetinden denetime elverişli ek rapor alınarak ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- 5411 sayılı Kanun’un 140. maddesi uyarınca Fon, her türlü harçtan muaftır. devredilen davalı harçtan muaf olduğu dikkate alınmadan yazılı şekilde harçtan sorumlu tutulması yerinde görülmemiş, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına bu sebeple de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2,20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 23.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.