Emsal Mahkeme Kararı Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/320 E. 2018/640 K. 27.12.2018 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı kesinleşmiş bir karardır.

T.C. TRABZON ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2016/320 Esas – 2018/640

DAVA : Alacak
DAVA TARİHİ : 27/05/2016
KARAR TARİHİ : 27/12/2018
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 03/01/2019
Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
İSTEM :
Davacı vekili tarafından mahkememize sunulan 27/05/2016 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin … Trabzon adresindeki fabrikası için davalı elektrik şirketlerinin …tesisat nolu abonesi olduğunu. Davalı 1 nolu şirketin elektrik dağıtım şirketi 2 nolu şirketin ise perakende hizmeti sağlayıcısı olduğunu. Davalı …A.Ş., …’ın 21 dağıtım şirketine bölünüp özelleştirilmesi sonucunda Trabzon ve çevresindeki illeri kapsayan elektrik dağıtım hizmetini 01 Ocak 2011 tarihinden itibaren devralmış olup bölge dağıtım şirketini tüm hak ve borçlarıyla devralması nedeniyle de davanın açıldığı tarihten geçmişe dönük abonelik sözleşmesinin yapıldığı tarihine kadar ki dönemdeki abone sözleşmesinden kaynaklı olarak haksız olarak tahsil edilen bedellerin iadesinden sorumlu olduğunu. Müvekkili şirketin elektrik faturalarında tahakkuk ettirilen kayıp/kaçak bedeli sayaç okuma bedeli perakende satış hizmeti bedeli, iletim bedeli, trafo kaybı, dağıtım bedeli ve bu bedellerin KDV’sini de haksız olarak ödemek zorunda kaldıklarını, bu nedenle davanın açıldığı tarihten geçmişe dönük abonelik sözleşmesinin yapıldığı süre içinde davalı şirketlerin 2 nolu şirketin müvekkiline perakende hizmet sözleşmesinin akdedildiği dönem geçerli olmak üzere haksız olarak tahsil ettiği bedellerin iadesi için iş bu davayı açmak zorunluluklarının olduğunu, bu nedenlerle, davalı şirketlerin davanın açıldığı tarihten geçmişe dönük abonelik sözleşmesinin yapıldığı süre içinde haksız surette tahsil ettikleri, kayıp/kaçak bedeli olarak 50.000,00 TL, trafo kaybı bedeli 5.000,00 TL, sayaç okuma bedeli olarak 250,00 TL, perakende satış hizmeti bedeli olarak 70.000,00 TL, dağıtım bedeli (dağıtım sistemi kullanma bedeli) olarak 10.000,00 TL, bu bedeller üzerinden haksız tahsil edilen KDV bedeli olarak 50.000,00 TL olmak üzere fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere şimdilik toplam 255.250,00 TL alacak tutarının istirdatına ve alacak ödeme tarihlerinden itibaren işletilecek avans faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesi ekinde delilleri ibraz etmiştir.
Duruşmalara gelen davacı vekili dava dilekçesini tekrarla davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
SAVUNMA :
Dava dilekçesi ve tensip zaptı davalılara usulüne uygun tebliğ edilmiştir.
Davalı … vekili tarafından mahkememize sunulan 13/06/2016 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; Kamu kuruluşlarının ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlerine karşı açılacak davaların ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülmesi gerektiğini. Kayıp kaçak bedeli dahil elektrik faturalarında yer alan gelir kalemleri, EPDK tarafından onaylanan tarifeler yoluyla belirlendiğini. EPDK bir kamu kuruluşu olup düzenleyici işlemleriyle onayladığı bu tarifelerin ülke çapında uygulandığını, dolayısıyla, davacının iddiası esasen tarifenin hukuka aykırı olduğunu, son olarak davacının geçmişe dönük faturalara itirazının yerinde olmadığını. Davacının davasına karşı zamanaşımı itirazında bulunduğunu, davacının iddiasının müvekkilinin sebepsiz zenginleştiğine dayandığını, sebepsiz zenginleşme şartları oluşmamakla birlikte her halde müvekkilinin kayıp kaçak bedelleri ve diğer bedellerin iade yükümlülüğünün bulunmadığını. Bu nedenlerle, davacının kayıp kaçak bedelinin tahsil edilmemesi gerektiği yönündeki itirazı, esasen bu bedelin kaynağı olan elektrik tarifelerinin iptali talebini içerdiğinden, bu tarifeler ise, bir kamu kuruluşu olan EPDK’nın onayıyla uygulandığından, huzurdaki uyuşmazlığın çözümünde görevli mercii Danıştay Hukuk Dairesi olup davanın yargı yolu bakımından reddiyle mahkememizin görevsizliğine, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davanın esasa ilişkin nedenlerle de reddine, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili tarafından mahkememize sunulan 20/06/2016 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu bedellerin tüketicilerden tahsil edileceğine ilişkin yasa tasarısı TBMM onayından geçerek yasalaşmış ve 17/06/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini. Elektrik piyasası kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 6719 sayılı kanun uyarınca kayıp-kaçak bedeli ve sair bedellerin tüketicilerden tahsil edileceği, hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek şekilde düzenlendiğini, ayrıca bu kanunun derdest dosyalara da uygulanacağı kanun koyucu tarafından açıkça hüküm altına alındığını, kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma perakende satış hizmeti, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17. madde hükümlerinin uygulanacağını, bu nedenle, davacının iddialarının haksız ve hukuka aykırı olduğu, huzurdaki davanın reddi gerektiğini, dava konusu bedellerin, belirlenebilir nitelikte olup, bu bedellerin, belirsiz alacak davası yoluyla talep edilmesinin usule aykırı olduğunu, elektrik faturalarında yer alacak tüm gelir kalemleri ile ilgili düzenleme yapma yetkisinin de EPDK’nin kararları düzenleyici işlemler olduğundan hem elektrik tedarikçilerini hem de abonelerini bağlamak olduğunu, bu nedenlerle, dava konusu bedellerin belirlenebilir nitelikte olup bu bedellerin belirsiz alacak davasıyla talep edilmesi mümkün olmadığından davanın usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte olması durumunda süre verilerek harç tamamlatılmasına, bu süre zarfında harç tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına, davacı dava konusu faturalara itiraz etmediğinden, faturaları kabul etmiş sayılacağından ve müvekkil şirket temerrüde düşürülmediği için işlemiş faiz talep etmesi mümkün olmadığından davanın reddine ve vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Duruşmalara gelen davalı vekili cevap dilekçesi ve beyanlarını tekrarlamıştır.
DELİLLER VE DEĞERLENDİRİLMESİ:
Dava, elektrik abonelerinden tahsil edilen kayıp-kaçak ve diğer bedellerin tahsiline ilişkindir.
Davalı …A.Ş.’ye yazılan müzekkerelerle mahkememizce istenilen bilgi ve belgelerin gönderildiği anlaşılmıştır.
Davacı vekili mahkememize sunduğu 18/07/2016 havale tarihli dilekçesi ile cevaba cevaplarını ibraz etmiştir.
Davalı … vekili mahkememize sunduğu 27/07/2016 havale tarihli dilekçesi ile cevaba cevaplarını ibraz etmiştir.
Davalı … vekili mahkememize sunduğu 05/08/2016 havale tarihli dilekçesi ile 2. cevaplarını ibraz etmiştir.
Davalı …A.Ş. vekilinin yargı yolu itirazı 29/12/2016 tarihli ön inceleme duruşmasında reddolunmuştur.
Davacı yanca kayıp/kaçak bedeli, trafo kaybı bedeli, sayaç okuma bedeli, perakende satış hizmeti bedeli, iletim bedelinin iadesi dışında dağıtım bedeline yönelik talepleri de bulunduğundan;
Mahkememizce dağıtım bedellerine yönelik talepleri açısından dava konusu yerde bilirkişi elektrik mühendisi … refaketinde 03/11/2017 tarihinde keşif yapılarak aldırılan 04/12/2017 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; “…6447 sayılı kanuna değişik 4/96/2016-6719/21 md kanuna göre dağıtım bedeli tüketiciye yansıtılabilir ifadesi hattın kurulumu ve bakımlarının dağıtım şirketi tarafından yapıldığı durumları kapsadığı kanaatinde olduğunu, dava konusu hattın davacı tarafından kurulup bakımlarının yapılması nedeniyle davalı şirketin davacı şirkete dağıtım bedeli tahakkuk ettirilmesinin uygun olmadığı kanaatinde olduğunu, kayıp kaçak bedelleri ile alakalı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21/05/2014 tarihinde verdiği Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile kaçak kullanılan elektrik bedellerinin abonelerden tahsil yoluna gitmenin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmaz ifadesi olmasına rağmen yapılan yeni düzenlemede kayıp kaçak bedelleri tahsilatının yasalaştığını, buna rağmen dava dosyasından ve farklı kaynaklar üzerinden yapılan incelemede yasanın iptaline ilişkin çok sayıda davalar açıldığının tespit edildiğini, bu nedenle kayıp kaçak bedeli ile ilgili anayasa mahkemesi kararının beklenmesi gerektiği…” kanaatini içerir raporunu sunduğu anlaşılmıştır.
Bilirkişi raporu taraflara usulüne uygun olarak tebliğ olunmuştur.
Davalı … A.Ş. vekili 28/12/2017 havale tarihli dilekçesiyle bilirkişi raporuna karşı beyanlarını sunduğu görülmüştür.
Davacı vekili 22/02/2018 tarihli celsede bilirkişinin raporunda hesap yapmadığından bahisle ek rapor alınmasını talep etmiştir.
Davacı ve davalı itirazlarının değerlendirilmesi yönünde bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verilmiş, bilirkişi tarafından düzenlenen 24/04/2018 havale tarihli ek bilirkişi raporunda özetle; “…dava konusu hattın davacı tarafından kurulup bakımlarının yapılması nedeniyle davalı şirketin davacı şirkete dağıtım bedeli tahakkuk ettirilmesinin uygun olmadığı kanaatinde olduğunu, kayıp kaçak bedelleri ile ilgili ise belirtildiği gibi Anayasa Mahkemesi’nin 28/12/2017 tarihli kararında ek madde 20’nin Anayasa’ya uygunluğunu incelenmiş ve hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiş, dolayısıyla kayıp kaçak bedellerinin tüketiciden tahsil edilebileceğinin karara bağlandığının…” bildirildiği anlaşılmıştır.
Ek bilirkişi raporu taraflara usulüne uygun olarak tebliğ olunmuştur.
Davalı …A.Ş. Vekili 11/05/2018 havale tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporuna karşı itirazlarını ibraz etmiştir.
Davalı … A.Ş. vekili tarafından 17/05/2018 havale tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporuna karşı itiraz ve beyanlarını ibraz etmiştir.
Mahkemece alınan rapor ve ek raporun karar vermek için yeterli olmadığı anlaşıldığından ek rapor aldırılmak üzere dosya talimat yazımız aracılığıyla İstanbul Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilerek bilirkişi Elektrik Mühendisi …’dan aldırılan 11/09/2018 havale tarihli ayrıntılı bilirkişi raporunda özetle; “…EPDK’nun 30/12/2015 tarih ve 5999-3 sayılı kararının 21. maddesi gereğince 2016 yılından itibaren davacı şirketten dağıtım bedeli istenmesi gerektiğini. Ancak davacı şirketin tarife uygulamaları bakımından mevcut durumunda değişiklik oluşmasına rağmen, davalı şirketler EPDK’nın 30/12/2015 tarih ve 5999-3 sayılı kararının 23. Maddesi gereği tarife uygulamaları hakkında davacı şirketi bilgilendirmediğinden, davacı şirket OG hattını işletme ve bakım karşılığı elektrik dağıtım şirketine devredememiş, sonuçta davacı hem dağıtım bedelini ödemiş, hem de hattın bakım ve işletmesini yapmıştır. Bundan dolayı davalı şirketlerin 2016 yılından itibaren tahsil ettikleri dağıtım bedellerini davacı şirkete iade etmeleri, davacı şirketin de OG hattını işletme ve bakım karşılığı elektrik dağıtım şirketine devretmesi gerektiğini. Dava dosyasında sadece Ocak ve Şubat 2016 aylarına ilişkin elektrik faturaları olduğundan ve mahkemece dava tarihine kadar hesaplama yapılması istenildiğinden davacı şirkete iade edilecek dağıtım bedelleri toplam 115.035,55 TL olarak hesaplandığı, davalı şirketlerin 115.035,55 TL dağıtım bedelini, davacı şirkete iade etmeleri gerektiği…” yönünde raporunu sunmuştur.
Davalı … vekili mahkememize sunduğu 02/10/2018 havale tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporuna karşı itirazlarını ibraz etmiştir.
Davalı … vekili mahkememize sunduğu 02/10/2018 havale tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporuna karşı itirazlarını ibraz etmiştir.
Davacı vekili mahkememize sunduğu 06/12/2018 havale tarihli dilekçesi ile, davalıların haksız olarak tahsil ettiği kayıp/kaçak bedeli, trafo kaybı bedeli, sayaç okuma bedeli, perakende satış hizmeti bedeli, iletim bedeli, dağıtım bedeli ve bu bedeller üzerinden haksız tahsil edilen KDV bedeli olmak üzere toplam 255.250,00 TL alacağın istirdadına yönelik taleplerinden vazgeçmediğini, mahkeme aksi kanaatte ise aleyhlerine yargılama giderine hükmedilmemesini, yine dağıtım bedeline ilişkin 10.000,00 TL üzerinden açmış olduğu davasını ise ıslah ederek 105.035,55 TL’ye yükselttiğini, buna ilişkin harcını ikmal ettiği anlaşılmıştır.
Davalı şirketlere EPDK’nun 30/12/2015 tarih 5999-3 sayılı kararının 23.maddesi gereğince dava tarihinden önce herhangi bir bilgilendirme yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesi için …A.Ş. ve … Satış A.Ş.’ye müzekkereler yazıldığı ve davalılarca bu hususta yazılan müzekkerelere verilen cevaplarda davacıya herhangi bir bildirimin yapılmadığı yönünde cevap verildiği anlaşılmıştır.
Davacının kayıp/kaçak bedeli, trafo kaybı bedeli, sayaç okuma bedeli, perakende satış hizmeti bedeli, iletim bedellerine ilişkin talepleri ile ilgili olarak;
Yargıtay 3.Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın 08/02/2017 tarih, 2016/… Esas ve 2017/… Karar sayılı ilamı ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2014 tarih ve 2013/…-… Esas 2014/… K. Sayılı kararı ve 3.Hukuk Dairesinin kararları ile Anayasanın Vergi Ödevi Başlıklı 73. maddesindeki “…Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır…” şeklindeki düzenlemeye göre; kayıp-kaçak, sayaç okuma, dağıtım, perakende hizmet ve iletim bedeli uygulamasının EPDK kararları ve tebliğleri çerçevesinde uygulama arz eden kanunlar ve ikincil mevzuat hükümleri çerçevesinde EPDK tarafından belirlenerek uygulandığı, bu tarihteki mevcut hukuki düzenlemenin EPDK’na sınırsız bir fiyatlandırma ve tarife unsuru belirleme hak ve yetkisi vermediği, özellikle kaçak (elektrik enerjisinin hırsızlanması) bedellerinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmenin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmadığı, bu faturalara yansıtılan diğer kalemlere ilişkin bedel miktarlarının şeffaflık ilkesi ile denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödendiğinin bilinmesininde şeffaf hukuk devletinin vazgeçilmez unsuru olduğu, EPDK kararları ile bu bedellerin mevcut mevzuat kapsamında tüketicilerden alınmasının hukuka uygun olmadığı kabul edilmiştir.
Ne var ki, uyuşmazlıkla ilgili yargılama sırasında 17.06.2016 Tarih 29745 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren geçmişe de etkili 6719 sayılı kanunun 21. maddesi ile 6446 Sayılı kanunun 17.maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasının (a), (ç), (d) ve (f) bentleri değiştirilmiş ve aynı maddeye eklenen 10. bend ile; “Kurum tarafından gelir ve tarife düzenlemeleri kapsamında belirlenen bedellere ilişkin olarak yapılan başvurularda ve açılan davalarda; tüketici hakem heyetleri ile mahkemelerin yetkisi, bu bedellerin, Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.” hükmü getirilerek Tüketici Hakem Heyetlerinin ve Mahkemelerin bu konularda açılacak davalarda inceleme ve araştırma yetkileri geçmişe de etkili olarak sadece bu dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedellerinin Kurumun bu konulardaki düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlanmış, bu bedellerin alınmasında esas olan ilgili tarifelerin düzenlenmesinde EPDK.nın kanundaki yetkileri genişletilerek yukarıda sözü edilen bedeller maliyet unsuru kapsamına dahil edilmiştir.
Yine, 6719 sayılı kanunun 26. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen geçici madde 19; “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla öngörülen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, Kurul tarafından yürürlüğe konulan mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” hükmünü, geçici madde 20; “Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi dava ve başvurular hakkında 17 nci madde hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir.
Mahkememizce 6719 Sayılı Yasa ile değişik 6446 Sayılı Yasada (Kayıp kaçak bedellerine yönelik) yurdun çeşitli yerlerinde değişik mahkemelerce Anayasa Mahkemesine ilgili yasanın iptali yönünde davalar açıldığı anlaşıldığından Anayasa Mahkemesi karar sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 28/12/2017 tarih ve 2016/150 Esas, 2017/179 Karar sayılı kararında; “…Dava konusu kuralda Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 6446 sayılı Kanun’un 17. madde hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
Hukuk devletinin korumakla yükümlü olduğu evrensel ilkelerden biri hukuk güvenliği ilkesidir. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturur. “Kanunların geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir. Ancak kanun koyucunun kişilerin lehine haklar sağlayan kanuni düzenlemeleri geçmişe etkili olarak yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğuna kuşku yoktur.
Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında, kanunların geriye yürümezliği ilkesi ile ilgili olarak gerçek geriye yürüme ve gerçek olmayan geriye yürüme ayrımı yapılmaktadır. Gerçek geriye yürüme, yeni getirilen kuralın eski kural döneminde tamamlanmış ve hukuki sonuçlarını doğurmuş hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanmasıdır. Gerçek olmayan geriye yürüme ise yeni getirilen kuralın eski kural yürürlükte iken başlamakla beraber henüz sonuçlanmamış hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanması anlamına gelmektedir.
Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel ilkelerinden biri olup hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise bu nitelikte değildir. Kanunlarda yapılan değişiklikler kazanılmış hakları etkilemediği ve hukuk güvenliğini zedelemediği sürece bu değişikliklerin hukuk devleti ilkesine aykırı oldukları ileri sürülemez.
4628 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca EPDK, piyasa ihtiyaçlarını dikkate alarak serbest olmayan tüketicilere yapılan elektrik satışında uygulanacak fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten ve bu fiyatlarda enflasyon nedeniyle ihtiyaç duyulacak ayarlamalara ilişkin formülleri uygulamaktan, bunların denetlenmesinden ve piyasada 4628 sayılı Kanun’a uygun şekilde davranılmasını sağlamaktan sorumludur.
Bunun yanında tüketicilere güvenilir, kaliteli, kesintisiz ve düşük maliyetli elektrik enerjisi hizmeti verilmesini teminen gerekli düzenlemeleri yapma görevi 4628 sayılı Kanun’un 5. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendi gereğince EPDK’ya verilmiş; 4628 sayılı Kanun’un 5. maddesinin yedinci fıkrasının (e) ve (f) bentleri gereğince de Kurul toptan satış fiyat tarifesini, iletim tarifesini, dağıtım tarifeleri ile perakende satış tarifelerini incelemek ve onaylamak, iletim, dağıtım, toptan satış ve perakende satış için yapılacak fiyatlandırmaların ana esaslarını tespit etmek ve gerektiğinde ilgili lisans hükümleri doğrultusunda revize etmekle yetkilendirilmiştir.
Kayıp-kaçak bedeli ile diğer bedeller, 4628 sayılı Kanun’un vermiş olduğu yetki kapsamında EPDK tarafından onaylanan tarifeler içinde birer maliyet kalemi kabul edilerek tüketicilerden tahsil edilmektedir.
Kayıp-kaçak bedelinin tüketicilerden tahsil edilip edilemeyeceği noktasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Danıştay 13. Dairesinin farklı kararlar vermesi üzerine Kanun’un farklı yorumlanmasından kaynaklanan ihtilafları gidermek için kanun koyucu tarafından Kanun’un 17. maddesinde kayıp-kaçak bedeli ile diğer bedellerin ilgili tarifeler kapsamında birer maliyet kalemi kabul edilerek bu bedellerin tüketicilerden tahsil edilmesine yönelik düzenleme yapıldığı görülmektedir.
Elektrik enerjisinin kaliteli, sürekli, kesintisiz bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulabilmesi için elektriğin üretiminden tüketicilere sunulması aşamasına kadar oluşan maliyetlerin karşılanması gerekmektedir. Bu bağlamda kayıp-kaçak bedeli ile diğer bedellerin tarifeler kapsamında birer maliyet kalemi kabul edilerek tüketicilerden tahsil edilmesinde kamu yararı bulunmaktadır.
Dolayısıyla kanun koyucu tarafından mevcut kanun hükmünün farklı yorumlanmasından kaynaklanan ihtilafları gidermek amacıyla yapılan düzenlemenin söz konusu ihtilaf nedeniyle açılmış ve düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla henüz sonuçlanmamış dava ve başvurular hakkında da uygulanmasını öngören ve hak arama özgürlüğüne bir sınırlama getirmeyen kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Diğer taraftan kuralla, Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ilgi ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 6446 sayılı Kanun’un 17. madde hükümlerinin uygulanacağı öngörülmekte olup taraflar arasında eski kural döneminde tamamlanmış, sona ermiş bir hukuksal durum söz konusu değildir. Dolayısıyla taraflar arasında devam eden bir hukuki ilişki bulunduğundan kazanılmış haktan ya da kesinleşmiş işlemlerden söz edilemez.
Anayasa’nın “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinin dördüncü fıkrasında, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organların ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği kurala bağlanmıştır.
Yasama organının mahkeme kararlarını değiştirememesi ilkesi, yasama organının kesinleşmiş olan mahkeme kararlarını kanun yoluyla ortadan kaldıramaması anlamına gelir. Mahkeme kararının kanun yoluyla değiştirilememesi ilkesi, maddi hukukta herhangi bir değişiklik yapmaksızın sadece somut mahkeme kararlarının kanun yoluyla değiştirilmesi ya da uygulanmasının engellenmesi hâlleri için söz konusu olacaktır.
Her kanunun muhatapları ve uygulayıcılar açısından uyulması zorunlu emirler niteliğinde olması hukuk kurallarının normatif doğasından kaynaklanır. Bir hukuk devletinde her kamusal yetkinin hukuka uygun kullanılması gerektiği gibi mahkemelerin de önlerine gelen uyuşmazlıklar hakkında karar verirken ilgili kanunlara uyma yükümlülüğü vardır. Bu nedenle kanun koyucu tarafından hukuki ihtilafları gidermek amacıyla yapılan düzenlemelerin söz konusu ihtilaf nedeniyle açılmış ve düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla henüz sonuçlanmamış dava ve başvurular hakkında da uygulanmasının sağlanmasının yargı bağımsızlığını ihlal edici nitelikte olduğu söylenemez.
Kanun koyucu tarafından yargılamanın ne yönde yapılacağı veya belirli somut bir uyuşmazlığın nasıl karara bağlanacağı hususunda bir düzenleme getirilmediği gibi kesinleşmiş mahkeme kararlarının değiştirilmesi veya yerine getirilmesinin engellenmesi de söz konusu değildir.
Bu itibarla kuralla Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 6446 sayılı Kanun’un 17. madde hükümlerinin uygulanmasının öngörülmesi, hukuki güvenlik ilkesini ihlal edecek bir geriye yürüme olarak nitelendirilemeyeceği gibi yargı kararını etkisizleştirmeye yönelik bir düzenleme şeklinde de değerlendirilemez.
Öte yandan eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilebilmesi için bir yasanın aynı hukuksal durumda olanlar arasında bir ayrım veya ayrıcalık yaratması gerekir. Kuralla dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 6446 sayılı Kanun’un 17. madde hükümlerinin uygulanması öngörüldüğünden aynı hukuki durumda bulunan kişilerin açmış olduğu icra takibi, dava ve başvuruların tamamında Kanun’un 17. maddesi uygulanacaktır. Bu bağlamda aynı hukuksal durumda bulunan kişiler arasında bir ayrım veya ayrıcalık yaratılmadığından kuralda eşitlik ilkesine aykırılık da bulunmamaktadır…” denilerek karar verildiği anlaşılmıştır.
Her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması ve tarafların, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararının kalmaması gibi hallerde işin esası hakkında infaz kabiliyeti olan bir hüküm kurulmamaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Esastan Sonuçlanmayan Davada Yargılama Gideri” başlıklı 331.maddesinin 1.fıkrasında; davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği düzenlenmiştir. Bu durumda yargılamaya devam edilerek dava açıldığı zaman hangi tarafın haksız olduğunun tespit edilmesi ve tutumuyla dava açılmasına sebep olan tarafa yargılama giderinin yükletilmesi gerekmektedir.(Yargıtay 3.HD 2016/16610 E 2017/1011 K sayılı ilamı)
Yine davamızla benzer Samsun Asliye Ticaret Mahkemesinin 14/12/2017 tarih, … Karar sayılı kararı ile “…6719 sayılı yasanın iptali yönünden Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmış ise de, Anayasa Mahkemesi tarafından 07/09/2016 tarihinde görüşülmesine başlanılmasına rağmen bu güne kadar kararın çıkmadığı, yasal bekleme süresinin dolduğu anlaşılmakla bekletici mesele yapılmasına gerek görülmemiş olup davanın da konusuz kalmış olması nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına…” dair karar verildiği görülmüştür.
Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3.Hukuk Dairesi’nin 13/02/2018 tarih, …Karar sayılı ilamı ile “…dosyanın tetkikinde, davacının kayıp kaçak bedeli ve sair isimler adı altında yapılan kesintilerin tahsili amaçlı belirsiz alacak davası açtığı, yapılan yargılama sırasında 17/06/2016 gün ve 29745 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6719 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikler kapsamında 6719 Sayılı Kanunun 15.Maddesi ile; 6446 sayılı kanunun “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 3.maddesinin 1.fıkrası (şş) bendi eklenmiş ve bu bentte “Teknik ve Teknik Olmayan Kayıp: Dağıtım sistemine giren elektrik ile dağıtım sisteminden tüketicilere tahakkuk ettirilen enerji miktarı arasındaki farkı oluşturan ve maliyeti etkileyen teknik kayıp ve/veya kaçak kullanım gibi sebeplerden kaynaklanan ve teknik bir sebebe dayanmayan kaybı ifade ettiği” hüküm altına alındığı, yine 6446 Sayılı Kanunun 14.maddesinde değişiklik yapan 6719 Sayılı Kanunun 21.maddesi ile 17.maddesinin 4.fıkrasında ilgili faaliyete ilişkin tüm maliyet ve hizmet bedellerini içeren kurul onayı tarifenin hüküm ve şartları bu tarifelere tabi olan tüm gerçek ve tüzel kişileri bağlar hükmüne yer verdiği, 17.maddeye eklenen 10.fıkra ile de kurum tarafından gelir ve tarife düzenlemeleri kapsamında belirlenen bedellere ilişkin olarak yapılan başvurularda ve açılan davalarda Tüketici Hakem Heyeti ile Mahkemelerin yetkisi bu bedellerin kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğunun düzenlendiği, 6719 sayılı kanunun 6446 sayılı kanuna eklenen geçici 20.madde ile de kurul kararına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş, dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17.madde hükmünün uygulanacağı hususunun düzenlendiği, 6446 sayılı kanunda yapılan 6719 sayılı kanunun değişikliği ile kurul tarafından belirlenen esaslara göre hazırlanıp, kurul tarafından onaylanan tarifelere uygun şekilde tahakkuk ettirilen faturalarda yer alan kayıp kaçak perakende satış hizmeti maliyeti ve benzeri gibi kanunda sayılan kalemler bakımından 17.maddeye eklenen 10.fıkra ile mahkemece yapılacak incelemenin kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluk denetimi ile sınırlı olduğunun ifade edildiği, geçici 20.madde ile de bu hükmün mevcut davalara da uygulanmasının kararlaştırıldığı, mahkemenin yukarıda belirtilen yasa hükümleri karşısında konusuz kalan dava nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. …davacı tarafın istinaf talebinin esastan reddine…” karar verildiği anlaşılmıştır.
Dosya içerisinde bulunan tüm kayıt ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde;
Taraf iddia ve savunmaları, …A.Ş. ve … Satış A.Ş.’ye yazılan müzekkereler ve cevabi yazıları, keşif, Elektrik Mühendisi Bilirkişi …’dan alınan 03/11/2017 havale tarihli rapor ve 24/04/2018 havale tarihli ek rapor, İstanbul Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi’nden talimat aracılığıyla bilirkişi Elektrik Mühendisi …’dan aldırılan 11/09/2018 havale tarihli rapor, davacı tarafından yapılan ıslah ve tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde;
Davacının vekili aracılığıyla açmış olduğu davayı dağıtım bedeline yönelik talepler ve diğer talepler olarak iki ayrı aşamada inceleyip karara bağlamanın yerinde olacağı, kaldı ki davanın münderecatında da davacı taleplerinin yaşanan yasal değişiklikler ve yukarıda bahsedilen Anayasa Mahkemesi kararı da değerlendirilerek bu yönde olduğu görülmüştür. Bu sebeple davacının dağıtım bedeli ve bu hattın bakım ve işletmesine yönelik taleplerinin değerlendirilmesinde;
Davacı şirketin OG üzerinden elektrik enerjisi satın almakta olduğu, OG hattının bizzat kendisinin kurup, işletme ve bakımını da kendisinin yaptığı sabittir. Bu durum taraflar arasında da tartışma konusu değildir. EPDK elektrik tarifelerinde 2016 yılına kadar iletim şalt sahalarının dağıtım şirketinin kullanımındaki OG baralarına özel hattı ile bağlı tek ve tüzel kişi konumundaki kullanıcılar OG tek terimli sanayi abone tarifesi üzerinden fatura çıkarılmış, dağıtım bedeli faturalarda yer almamış ve davacıdan tahsil edilmemiştir. Ancak EPDK 30/12/2015 tarih ve 5999-3 sayılı kararı ile tarife değişikliği yapması nedeniyle elektrik dağıtım tedarik şirketleri tarafından davacının faturalarına 2016 yılından itibaren dağıtım bedeli yansıtılarak tahsil edilmiştir. Davacı şirketin ve aynı gruptaki abonelerin aleyhine olan bu durumun telafisi için 6719 sayılı kanunla değiştirilen 6446 sayılı elektrik piyasası kanunun 17.maddesine konan “Bağlantı hattının tüketici tarafından tesis edilmesi halinde bağlantı hattı işletme ve bakım sorumluluğu karşılığı dağıtım şirketine devredilir, bu tüketicilerden bağlantı bedeli alınmaz” hükmü getirilmiş olmasına rağmen davalı şirketlerin, davacı şirketi tarife uygulamaları konusunda bilgilendirmemeleri nedeniyle hem dağıtım bedeli ödenmiş, hem de OG hattının işletme ve bakımını yapmıştır. Mahkememizce davalı kurumlara yazılan müzekkereler ile söz konusu bilgilendirmenin davacıya yapılıp yapılmadığı müzekkere ile sorulmuş, davalılar tarafından verilen cevaplardan herhangi bir bilgilendirmenin olmadığı anlaşılmıştır. Bu hali ile Elektrik Mühendisi …’dan aldırılan raporun olay ve oluşa uygun karar vermeye yeterli olduğu anlaşılmış olup, mahkememizce hükme esas alınmıştır. Bilirkişinin raporunda açıkladığı üzere; EPDK’nun 30/12/2015 tarih ve 5999-3 sayılı kararının 21. Maddesi gereğince 2016 yılından itibaren davacı şirketten dağıtım bedeli istenmesi gerektiği, ancak davacı şirketin tarife uygulamaları bakımından mevcut durumunda değişiklik oluşmasına rağmen, davalı şirketlerin EPDK’nın 30/12/2015 tarih ve 5999-3 sayılı kararının 23. Maddesi gereği tarife uygulamaları hakkında davacı şirketi bilgilendirmediği, ve yine davacı şirketin hem dağıtım bedelini ödemiş, hem de OG hattını işletme ve bakımını yaptığı anlaşıldığından, davalı şirketlerin 2016 yılından itibaren tahsil ettikleri dağıtım bedelleri Ocak ve Şubat 2016 aylarına ilişkin toplam 105.035,55 TL’nin davacıya ödenmesine karar vermek gerekmiştir. (Davacı ıslah ile bu kalemdeki taleplerini 115.035,55 TL’ye çıkarmış ise de kısa kararda yazım hatası sonucu 115.035,55 TL yazılacağı yerde, 105.035,55 TL yazıldığından gerekçeli kararın kısa karardan farklı olamayacağı da göz önünde bulundurularak rakamda bir değişiklik yapılamamıştır.)
Ayrıca davacı kayıp/kaçak bedeli, trafo kaybı bedeli, sayaç okuma bedeli, perakende satış hizmeti bedeli, iletim bedellerine yönelik talepleri bakımından yukarıda ayrıntılı açıklanan Anayasa Mahkemesinin 28/12/2017 tarih, 2016/150 Esas ve 2017/179 Karar sayılı ilamının kapsamı göz önünde bulundurulduğunda, davacı tarafın dava açıldığı tarihteki yasal mevzuat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2014 tarih ve 2013/7-2454 Esas 2014/679 Karar Sayılı kararı ve 3.HD kararları gereği dava açmakta haklı olduğu. Bu kapsamda kayıp kaçak bedelleri v.s. taleplerinin tahsilini talep edebileceği dikkate alındığında, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren geçmişe etkili yasa değişikliği ya da içtihadı birleştirme kararı gereği talepleri konusuz kalması nedeniyle bu taleplerinin hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiş, ayrıca davacının davanın kabul edilmemesi nedeniyle haksız çıkmasına rağmen yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı kanaatine varılmıştır. Anılan yasa maddeleri ve 6100 sayılı HMK’nın 331. maddesi nazara alındığında davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiş (Yargıtay 3.HD 2016/16610 E 2017/1011 K sayılı örnek ilamı) ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın açıldığı tarihten sonra yapılan mevzuat değişiklikleri ve alınan Anayasa Mahkemesi kararları da nazara alınarak davacının dağıtım bedeli dışındaki tüm taleplerinin konusuz kalması sebebiyle bir KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA.
2-Davacının dağıtım bedeline yönelik açmış olduğu davanın bedel artırım dilekçesi de nazara alınarak 105.035,55 TL üzerinden KABULÜ ile bu miktara daha öncesinde müracaat olmadığı nazara alınarak dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak DAVACIYA ÖDENMESİNE.
3-Alınması gereken 7.174,97 TL karar ve ilam harcının peşin ve ıslahla alınan (4.359,04+1.793,74) toplam 6.152,78 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.022,19 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak HAZİNEYE GELİR YAZILMASINA.
4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettiğinden yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 11.152,84 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak DAVACIYA ÖDENMESİNE.
5-Davacının yapmış olduğu yargılama giderleri toplamı 8.038,78 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak DAVACIYA ÖDENMESİNE.
6-Yatırılan gider avansından bakiye kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK’nun Gider Avansı Tarifesinin 5. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince davacı tarafından iban numarası bildirilmiş ise iadenin elektronik ortamda hesaba aktarılarak, iban numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT vasıtasıyla DAVACIYA İADESİNE.

Dair, Davacı vekili ile davalı … vekili ile davalı … vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta süre içerisinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 27/12/2018