Emsal Mahkeme Kararı İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2019/713 E. 2021/454 K. 25.03.2021 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı kesinleşmiş bir karardır.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2019/713
KARAR NO : 2021/454

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2017/174
KARAR NO : 2018/1226
DAVA TARİHİ : 16/02/2017
KARAR TARİHİ : 15/11/2018

DAVA : İtirazın İptali

KARAR TARİHİ : 25.03.2021
KARARIN YAZ. TARİH : 29.03.2021

İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 15.11.2018 tarih ve 2017/174 Esas, 2018/1226 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davalı avukatı tarafından istenilmesi üzerine, Dairemize gönderilen dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
İSTEM:
Davacı avukatı tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin müteahhitlik işleri ve bina yapım alım satımı işleri ile uğraştığını, müvekkili şirketin ise davalı şirketin yaptığı binaların yalıtımı ve su yalıtımı işlerini yaptığını müvekkili şirketin muhtalif bedellerde yapılan işlerin karşılığı olarak fatura kestiğini ve davalı şirkete teslim ettiğini davalı şirketin kısmi ödemelerde bulunduğunu ancak bakiye alacağı ödemediğini, müvekkili şirket tarafından yalıtım işlerinin malzeme ve işcilik hizmetlerinden kaynaklanan alacağı için İzmir 28. İcra Müdürlüğünün 2016/8442 Esas sayılı dosyasında davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın borcun 2.400,67.-TL’lik kısmını kabul ettiğini fakat 12.308,10.-TL’lik kısmına itiraz ettiğini ve takibin durdurulduğunu belirterek, takibin devamına, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 12.308,10 TL’lik alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işleyecek faizi ile beraber davalıdan tahsiline, davalı aleyhine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
YANIT :
Davalı avukatı tarafından verilen, dava dilekçesine yanıt dilekçesinde özetle; davacının taraflar arasındaki sözleşmeler kapsamında bir takım imalatlar yaptığını ancak bu imalatların fen ve sanat kurallarına aykırı olup ayıplı imalatlar olduğunu, bu hususta davacı tarafa ihbarda bulunulmasına rağmen herhangi bir onarma durumu olmadığından müvekkilinin kendisi yaptırmak zorunda kaldığını, müvekkili şirket tarafından yapılan değerlendirmede davacı tarafın kesmiş olduğu faturalar toplamı 14.308,77.-TL’lik bedelin 2.400,00.-TL’lik kısmının haklı olduğunu değerlindirerek icra takibine kısmi itirazda bulunduğunu, davacı tarafın takibe konu ettiği alacağın bir kısmının da hakedişler sırasında kesilen teminatlardan oluştuğunu ancak imalatlar ayıplı olduğu için kesinlen bu teminatların da davacıya ödenmediğini belirterek davanın reddine ve %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi 15.11.2018 tarih ve 2017/174 Esas, 2018/1226 Karar sayılı kararında özetle; “…Dosya içerisinde bulunan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan spor center inşaatı taşeron sözleşmesinin 7-5. Maddelerine göre ” %5 nakit teminat düşülür .Bakiye miktarında taşeron adına işveren tarafından yapılan işçilik, sigorta vergi ve avans gibi bilimum ödemeler ve olası imalat hatalarına karşı tutularak kalanı kendisine iş sonu hakedişinin işveren tarafından onaylanıp ilk ödeme programına müteakip 30 gün içerisinde yapılacaktır” hükmü gereğince davalının davacı şirkete TTK’nun 23. Maddesinde öngörüldüğü sürede herhangi bir ihbarda bulunmadığı ve sözleşmede öngörülen süre içerisinde de her iki tarafın birbirini doğrulayan defterlerinde kayıtlı olan ve davalının kendi defterinde teminat kesintisi olarak kayıtlı olan bedeli ödemesi gerektiği kanaatine varılarak davanın kabulüne, davalının İzmir 28.İcra Müd.ne 2016/8442 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu kısmi itirazın 12.308,10 TL üzerinden iptaline, takibin devamına, toplam 12.308,10 TL üzerinden %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine” dair karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davalı avukatı tarafından verilen 21.01.2019 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde; ”…İzmir 3. Asliye Ticaret Mah. 2017/174 E. – 2018/1226 K. sayılı dosyadan 09.01.2019 tarihinde tebliğ aldığımız gerekçeli kararda, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde davanın kabulüne ve müvekkil aleyhine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Ancak kararın usule ve hukuka aykırı olduğu kanaatinde olduğumuzdan istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu hasıl olmuştur. Süresi içerisinde istinaf dilekçemizi sayın mahkemenize sunuyoruz.
Davalı müvekkil şirket ile davacı yan arasında “…. inşaatı” ve “….inşaatı” kapsamında “Yalıtım” işlerinin yapımı hususunda sözleşmeler akdedilmiştir. İş bu sözleşmeler gereği davacı yan hakedişlerinden teminat kesintisi yapılmıştır. Sonradan ortaya çıkacak olası ayıp ve kusurlar için bu teminat tutulmuştur.
Yargılama sırasında yapılan 08.02.2018 tarihli bilirkişi incelemesinde de şirket defter ve kayıtları incelenmiş müvekkil şirketin muavin kayıtlarında ‘Alınan depozito ve Teminatlar’ hesabında 12.220,30 TL borcu göründüğü tespit edilmiştir.
Davacı tarafın …. Projesi kapsamında yaptığı imalatların bir kısmı fen ve sanat kurallarına aykırı ayıplı imalatlar içermektedir. İş bu ayıplı imalatlar davacı yana yapılan tüm bildirimlere rağmen düzeltilmemiş olup, iş bu ayıpların onarımı/giderimi müvekkil şirketçe yapılmıştır.
Davacı taraf, müvekkil şirketle akdetmiş olduğu eser sözleşmesi sonrası işin ifası sırasında üstlendiği edimleri dikkatli ve özenli şekilde yerine getirmemiş, sözleşmeye uygun şekilde ayıpsız ve kusursuz olarak yapıp işi müvekkil şirkete teslim etmemiştir. Durum bu dava öncesi sözleşme sürecinde ve sonrasında davacı yana bildirilmiş, ancak davacı yan bu bildirim ve taleplere kayıtsız kalmıştır. Nitekim sözleşmesel edimlerinin layıkıyla sadakat ve özen borcu dahilinde yerine getiremeyen davacı yanın kusurlu imalatları müvekkil şirketçe onarılmış eksik kalan işler tamamlanmış, davacının hatalı ve kusurlu işleri nedeniyle zarar gören diğer imalatlardaki olumsuzluklar düzeltilmiştir.
Davacı tarafça girişilen icra takibinde sözleşmelere ve faturalara ilişkin olarak bir ayrım yapılmaksızın 14.708,77 TL. alacak talebinde bulunulmuştur. Müvekkil şirket yetkililerince yapılan incelemeler neticesi davacı yanın her iki sözleşme kapsamında 2.400,00 TL cari alacağı olduğu tespit edilmiş, iş bu alacak ferileriyle birlikte icra dosyasına ödenmiştir. Bakiye kısım her iki sözleşmeden kaynaklı teminat bedeli ve “…. inşaatı ” işinden kaynaklı cari alacak olduğundan ve iş bu sözleşme kapsamındaki imalat ayıpları müvekkil şirket tarafından giderildiğinden bakiye dosya borcuna itiraz edilmiştir.
Davacı taraf cevaba cevap dilekçesinde TBK’nın ayıp hükümlerine atıf yaparak; ayıpların yükleniciye derhal ihbar edilmemesi sebebi ile tarafımızca ayıp hükümlerinden kaynaklanan haklarımızı kullanamayacağımızı iddia etmiştir.
Ancak Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere ayıp ihbarı herhangi bir şekle bağlı olmayıp ispatı da her türlü delil ile yapılabilir.
Yargıtay15. Hukuk Dairesi 2009/2567 E.- 2009/2953 K. sayılı kararında:
‘‘Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedelinin yapılan icra takibine itirazın iptali ve takibin devamı istemine ilişkindir…Eser sözleşmelerinde yüklenicinin kararlaştırılan iş bedeline hak kazanabilmesi için eseri sözleşme ve eklerine ve iş sahibinin ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayarak teslim etmesi gerekir. Eserin, sözleşmede kararlaştırılan niteliklerine, ya da iş sahibinin beklediği amaca uygun olmaması veya lüzumlu bazı vasıflardan bir ya da birkaçının bulunmaması halinde ayıplı yapıldığının kabulü gerekir. Dairemizin yerleşik içtihat ve uygulamalarına göre ayıp ihbarının yapılması şekle tabi değildir. Her türlü delille, hatta tanık beyanı ile dahi kanıtlanması mümkündür. Eserin ayıplı olması ve süresinde ayıp ihbarı yapılmış olması halinde iş sahibi BK’nın 360. maddesinde öngörülen haklarını kullanabilir.’’
Dava sürecinde ayıp bildiriminde bulunduğumuzu her seferinde dile getirmişsek de ne yazık ki yerel mahkemece bu husus dikkate alınmaksızın eksik inceleme ile hüküm kurulmuştur.
Davacının ayıp ihbarı ile ilgili iddiasını kabul etmemekle birlikte, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca sözleşme kapsamında garanti maddesi mevcut olması halinde, ortaya çıkan ayıplara ilişkin olarak ihbarda bulunmak zorunda kalmaksızın iş bedeline karşı ayıp def’i ileri sürülmesi mümkündür.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2016/112 E. 2016/4146 K sayılı kararında: “Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedeli alacağının tahsili istemine ilişkindir…Açık ve gizli ayıplarda kural olarak ihbar zorunluluğu bulunmakla birlikte, ayıp garantisi bulunması halinde işi yapan taşeron ya da yüklenici garanti vermekle iş sahibinin açık ayıplarda muayene ve süresinde ihbar yükümlülüğünü, gizli ayıplar yönünden de derhal ihbar yükümlülüğünü kaldırmayı ve garanti süresi içinde ortaya çıkan bu ayıpları bedelsiz olarak gidermeyi üstlenmiş demektir. Garanti süresi içinde ortaya çıkan açık ve gizli ayıplarla ilgili iş sahibi ayıp ihbarında bulunmak zorunda kalmaksızın zamanaşımı süresi içinde ayıbın giderilmesi ve zararlarını isteyebileceği gibi, iş bedeline karşı ayıp defini de ileri sürebilir.’’
Davacı ile davalı arasında imzalanan 01.05.2015 tarihli taşeron sözleşmesinin 7 maddesinin 5. Bendinde: ‘‘%5 nakit teminat düşülür. Bakiye miktarından taşeron adına işveren tarafından yapılan işçilik, sigorta, vergi veya avans gibi bilumum ödemeler ve olası imalat hatalarına karşı tutularak kalanı kendisine, iş sonu hakedişin işveren tarafından onaylanıp ilk ödeme programına müteakip 30 gün içinde yapılacaktır.’’ denmekle, sözleşmede ayıp garantisi bulunduğu tartışmasızdır.
İş bu halde davacının tarafımızca ayıp def’i ileri süremeyeceğimizi söylemesi de hukuki dayanaktan yoksundur.

İlk derece mahkemesince verilen kararda ‘‘…tarafların defter kayıtlarının takipte talep edilen alacak açısından uyumlu olduğu…’’ denmişse de bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği tutar müvekkil şirket kayıtlarında ‘‘Alınan Depozito ve Teminatlar’’ hesabında kayıtlıdır. Davacının bu teminatın niteliği ile ilgili herhangi bir itirazı da bulunmamaktadır. Bu teminat davacının ayıplı ifası nedeni ile yapılan masraflara mahsup edilmek üzere tutulmuştur. Müteahhit tarafından yüklenilen işin ayıplı/kusurlu olma olasılığına karşı önceden iş sahibine teminat verilmesi, iş sahibinin ayıp/kusur halinde karşı yana derhal muayene ve ihbar külfetini ortadan kaldırır. İlk derece mahkemesi davacıya herhangi bir ayıp ihbarında bulunulmadığından bahisle bu konudaki beyanlarımızı dikkate almadan eksik ve hatalı hüküm kurmuştur.
Sayın ilk derece mahkemesine sunulu delillerimiz arasında davacı yanın yaptığı imalatlardaki ayıpları gösterir fotoğraflarda mevcut olup, ifa edilen işlerin ayıplı olduğu yönündeki beyan ve savunmamız iş bu delillerle desteklenmektedir. Ancak iş bu husus sayın ilk derece mahkemesince göz ardı edilmiş, ortada teminat alacağına ilişkin bir borç söz konusu olması ve ayıp ve kusura karşı davacı yanın yasal sorumluluk süresi de dolmamış olması hasebiyle ihbar mükellefiyeti olmadığı halde, ki buna rağmen müvekkil şirketçe herhangi bir şekle tabi olmayan ihbar mükellefiyeti müvekkil şirketçe yapılmışken bu hususu kanıtlamamıza ilişkin tanık delilimiz toplanmadan karar tesisi kanaatimizce hukuka aykırı olmuştur.
Devamla, yukarıdaki beyanlarımız baki kalmak ve kabul anlamına gelmemek üzere, Davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi de bir diğer hukuka aykırılık sebebidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu, talep ve karşı savunmalar ile mahkemece yapılan yargılamada ticari defter incelemesi yapılmış olması dikkate alındığında likit bir alacaktan ve keza haksız bir itirazdan bahsedilemez. Konuya ilişkin Yargıtay 15.HD.nin 2011/1648 E. – 2011/7580 K. sy.lı 15.12.2011 T.li ilam içeriği “İİK’nın 67/11. maddesine göre itirazın iptali davalarında borçlunun icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulabilmesi için borçlunun itirazında haksız ve alacağın likit olması gerekir. Somut olayda cari hesap incelemesi sonucu ve yargılamada alınan bilirkişi raporuyla saptandığından alacak likit ve borçlu itirazında tamamen haksız değildir. Bu nedenle koşulları oluşmayan icra inkar tazminatı isteminin reddi yerine kabulü doğru olmamıştır.” Şeklinde olup, kanaatimizce icra inkar tazminatına hükmedilmesi yönündeki istinaf talebimizi desteklemektedir.
Açıklamaya çalıştığımız üzere ve sayın mahkemece resen dikkate alınacak sebeplerle; istinaf incelemesinin duruşmalı yapılarak;
-Öncelikle Tehiri İcra kararı verilmesi,
-Nihai olarak hukuka aykırı ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yapılacak yargılamada davanın reddine” karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda,
Taraflar arasındaki dava, davalı şirketin müteahhitlik işleri, davacı şirketin ise yalıtım malzemeleri işçilik ve malzeme hizmeti yaptığı, aralarında akdettikleri eser sözleşmesine göre, davacı şirketin, davalı şirketin inşaatı kapsamındaki açık teras, perde, otopark üstünün EPDM malzemesi ile yalıtım yapılması işini ilgili sözleşme ve teknik şartnamelere göre yapılması ve davalı iş sahibine teslim edilmesi hususunda anlaştıkları, yapılan işin karşılığı işin bedeli hususunda davalının kısmi ödemelerde bulunduğu ancak teslim edilen ve fatura düzenlenen bir kısım bakiye alacağını ödemediğinden bahisle girişilen icra takibine vaki itirazın iptali ile icra takibinin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne, itirazın iptali, takibin devamı ile davalı lehine icra inkar tazminatına karar verildiği, karara karşı davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda; taraflar arasında yazılı eser sözleşmesi imzalandığı, davalı sözleşmenin 5. maddesine göre, davacının yaptığı imalat hatalarına karşı ayıp ve kusurlu işler için hakedişlerden kesinti yapıldığı, muaccel bir alacak bulunmadığından hakedişin onaylanmadığı ve bakiye bedelin ödenmediğini iddia etmiş ise de mahkemece davacının, davalı şirketin uygun sürede ayıp ihbarında bulunmadığına ilişkin itirazını dikkate alarak TTK’nunun 23. Maddesine göre, ihbarda bulunmadığından bahisle tarafların birbirini teyit eden ticari defterler ile sözleşme dikkate alınarak karar verilmiş ise de davalı iş sahibi vekili ayıp ihbarında bulunduğuna ilişkin delil listesinde bildirmiş olduğu tanık delilinin toplanmadığından, ayıp iddiası araştırılmadan karar verildiğini istinaf itirazlarında belirtmiştir.
Ayıp ihbarı hukuki işlem olmayıp hukuki işlem benzeridir. Bu niteliğinden dolayı ayıp bildirimi, tacirler arasında yapılmış olsa bile tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir. Bu durumda davalı tarafa, HMK 31. Maddesine göre, ayıp iddiasına ilişkin ayıplı işlerin ve bedelinin açıklattırılması, ayıp ihbarı iddiasına yönelik delil listesinde bildirilen tanıkların hangi konuda bilgileri olduğu hususları da gösterilmek suretiyle isim ve adreslerinin bildirilmesi için HMK hükümleri doğrultusunda süre verilmesi gerekir. Davalı taraf, ayıp ihbarında bulunduğunu ispat etmesi halinde uyuşmazlık yapılan işin ayıplı olup olmadığı hususu olacaktır. Kural olarak, eser sözleşmelerinde işin yapıldığını ve teslim edildiğini kanıtlamak yükleniciye, eserin ayıplı olduğunu kanıtlama yükü ise iş sahibine aittir. Ayıplı imalatın varlığı ve niteliğinin ispatı için, ayıplı imalat halen bulunmuyorsa tarafın kendi kayıt ve fotoğrafları dışında objektif mahkeme tespiti v.s delil bulunması gerekir. Ayıpların varlığı ve niteliği ispatlanmadığı takdirde kanıtlanamayan ayıp savunması reddedilerek davanın kabulü suretiyle itirazın iptaline karar verilmelidir. Ayıplı imalat tamir edilmediyse, halen bulunuyorsa mahallinde bilirkişiler refakatinde, keşif yapılmak suretiyle, ayıbın tespit edilmesi, sözleşmede iş bedeli belirli olmakla sözleşmenin götürü bedel olduğu dikkate alınarak davacıya ödenmeyen iş bedelinin belirlenmesi için, gerçekleştirilen imalatın kusurları gözetilerek sözleşme ile üstlenilen işin tamamına göre fiziki oranı tespit edilip, bu oranın toplam götürü bedele uygulanması suretiyle, hasıl olacak sonuca göre davacının alacağı olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle karar verilmesi gerekir iken eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verilmesi Dairemizce doğru bulunmamıştır.
Kabule göre de, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun icra takip tarihi itibarıyla yürürlükte olan 67. maddesinin 2. fıkrasında, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse alacaklı yararına ve istem üzerine tarafların durumuna, davanın ve hüküm altına alınan şeyin tahammülüne göre, hüküm altına alınan tutarın %20’ından aşağı olmamak üzere uygun bir tazminata karar verileceği yönünde düzenleme öngörülmüştür. İtirazın iptali davalarında icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, diğer koşulların yanında takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Anılan tür bir alacaktan söz edilebilmesi için ise gerçek tutarın belli ve sabit olması veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için alacağın tüm unsurlarının bilinmesi ya da bilinebilecek durumda bulunması gereklidir. Buna göre, alacağın likit nitelikte olduğunun kabulü için borçlu tarafından tutarın araştırılarak belirlenmesi olanağının varlığı yeterlidir. İcra takip ve dava tarihi itibarıyla varlığı ve tutarının belli ve sabit, dolayısıyla, likit nitelikte olduğundan sözedilemez. İtirazın iptaline karar verildiği takdirde davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi yerinde değildir.
22.07.2020 tarihli ve 7251 Sayılı Yasa ile Değişik HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesinde; “Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması” halinde HMK 353/(1)-a-6. bendi uyarınca bölge adliye mahkemesinin, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği yönünde düzenleme getirilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkemece verilen karar, usul ve yasaya uygun bulunmadığından davalı avukatının istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı avukatının istinaf kanun yoluna başvurusunun KABULÜ ile,
2-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 15.11.2018 tarih ve 2017/174 Esas, 2018/1226 Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına, davalı tarafından yatırılan 210,19 TL istinaf karar harcının istek halinde yatıran davalıya geri verilmesine,
5-Davalı tarafından yatırılan 121,30 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
6-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/(1)-a maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 25.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.