Emsal Mahkeme Kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2022/328 E. 2023/338 K. 02.03.2023 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/328
KARAR NO: 2023/338
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 02/12/2021
NUMARASI: 2021/258 E. – 2021/1051 K.
DAVANIN KONUSU: Ticari Şirket (Fesih İstemli)
Taraflar arasındaki şirketin feshi davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili ve feri müdahil vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile …’ın davalı şirkette % 50-50 ortak olduğunu, davalının İstanbul … ada 6 parselde kayıtlı 3.024 m2 miktarlı arsası bulunduğunu, burada 1.638 m2 kapalı bina olduğunu, dava dışı … AŞ’nin 01.06.2014 başlangıç tarihli kira kontratı ile burada kiracı olarak bulunduğunu, bu şirketin sahibinin ise … olduğunu, davalı şirketin yönetim kurulunun … ile müvekkilinden oluştuğunu, şirkete ait bu binada diğer ortağın şirketinin çok az kira verdiğini, kira artışı ve kiraların ödenmemesi ya da geç ödenmesi için yasal yollara başvurulmadığını, zira, yönetim kurulunda kilitlenme olduğunu, şirkette hiçbir karar alınamadığını, diğer ortağın bu binada ucuza oturmak için imar işlerini de sekteye uğrattığını, bu konuda ilerleme kaydedilemediğini, 02.07.2020 tarihli yönetim kurulu toplantısında 2019 hesap yılı ile ilgili olağan genel kurulu 10.08.2020 tarihinde yapılmasına karar verildiğini, olağan gündem maddelerinin tespit edildiğini, 10.08.2020 tarihli genel kurul toplantısında yapılmış toplantıya müvekkil ile diğer ortak … adına vekaleten babası …’ın katıldığını, toplantıda bilanço ve kar zarar hesaplarının incelendiğini, yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiğini, karın dağıtılıp dağıtılmaması konusunda karar verilemediğini, yeni yönetim kurulu üyelerinin seçiminde de anlaşma sağlanamadığını ve yönetim kurulunun seçilemediğini, şirket yönetim kurulu tarafından genel kurula sunulan faaliyet raporunun 5 nolu finansal durum başlığı altında inşaat izni konusunda olumlu sonuç alınamadığı, şirketin tasfiyesinin önerildiğini, bu raporun her iki yönetim kurulu üyesi tarafından imzalandığını, bunun da şirket ortakları arasında güven ilişkisinin kalmadığını, amacın ortadan kalktığını, her iki ortağın da tasfiyeyi düşündüğünü gösterdiğini, şirketin imza sirkülerinin 18.07.2020 tarihinde sona erdiğini, bu güne kadar da şirketin yönetim kurulunun toplanamadığını, şirkette organsızlığın söz konusu olduğunu, ortaklık yapısı eşit olduğu için kilitlenme olduğunu, çözümlenmesinin de imkansız göründüğünü, bu sebeple şirketin organsızlığı sebebiyle feshinin ve bu dönemde şirkete yönetim kayyımı atanmasını gerektiğini ileri sürerek, organsız kalan davalı şirketin feshi ile bu dönemde davalı şirkete kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket, usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir. Feri müdahil … vekili, beyan dilekçesinde özetle; davalı şirkette genel kurulun veya yönetim kurulunun toplanmaması gibi bir durumun hiçbir zaman olmadığını, davalı şirkette yönetim kurulu üyelerinin sürelerinin dolmuş olmasının şirketi organsız bıraktığı sonucunu doğurmayacağını, yenilerinin seçilmelerine kadar eskilerinin mevcut işler bakımından görevlerine devam edebileceklerini, davalı müvekkili şirket ile dava dışı … şirketinin kısmi bölünmesi sonucu, öz varlığı içindeki gayrimenkullerin değerlendirilmesi ve tasfiyesi amacıyla eş zamanlı kurulan iki şirketten birisi olduğunu, taraflar arasındaki protokole uygun olarak davacı …’nın ilk üç yıl için yönetim kurulu başkanlığına seçildiğini ve görevinin halen devam ettiğini, davalı şirketin son yönetim kurulu toplantısının 22.07.2020 tarihinde icra edildiğini, 10.08.2020 tarihinde ise şirketin olağan genel kurulunun yapıldığını, divan başkanı davacının …’ın yeniden yönetim kurulu üyeliğine seçilmesine karşı çıkarak genel kurulu iptal ettiğini, toplantının tamamen sübjektif şahsi nedenlerle iptal edildiğini, ileri sürülen fesih sebebinin haklı olmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİİlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; “… Dava, 2019 yılına ilişkin genel kurulda yönetim kurulu seçilememesi nedeniyle şirketin organ yokluğu nedeniyle feshi istemine ilişkindir. TTK 530. Madde ‘ ‘(1) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse, mahkeme şirketin feshine karar verir. (2) Dava açıldığında mahkeme, taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.’ şeklindedir. TTK m. 530’da öngörüldüğü şekilde mahkemece şirketin feshine karar verilebilmesi için şirketin kanunen gerekli organlarından birinin mevcut olmaması veya genel kurulun toplanamaması hallerinin süreklilik göstermesi gerekir. ‘Organsızlık sebebiyle anonim şirketin feshine karar verilebilmesi için organsızlık durumunun uzun süreden beri devam etmesi gerekmektedir. Nitekim TTK md. 530’un gerekçesinde ‘uzun süreden beri organ eksikliğinin devam etmesi’ şartına ilişkin olarak ‘Madde ile getirilen diğer bir yenilik, şirketin kanunen gerekli organlarından birinin mevcut olmamasının veya genel kurulun toplanamamasının devamlılık göstermesidir. Bu ‘uzun süreden beri’ ibaresiyle ifade edilmiştir. Bu yeni unsur hükmün uygulanabilme şartıdır. Devamlılıktan ne kadar bir sürenin anlaşılması gerektiği hususunda kötüye kullanmaların önüne geçmek ve somut olayın şartlarına göre serbest hareket edebilme imkânı tanımak için takdir yetkisi hâkime bırakılmıştır. Gerçekten, süre konulması halinde kötüniyetli kişilerin hem sürenin varlığını hem de mahkeme sürecini hesaba katarak haksız uygulamalar içerisine girebilecekleri düşünülmüştür.” denilmektedir.’ Gerekçeye göre 6762 s. TTK md. 435’te bulunmayan ‘organsızlık halinin uzun süreden beri devam etmesi’ şartının 6102 s. TTK ile getirilmesinin temel amacı, şirketin kötü niyetli kişilerce kasıtlı olarak organsız bırakılmak suretiyle şirketin feshine neden olunmasını engellemek, yeni yönetim kurulunu seçme girişiminin ilk başarısızlığında hemen mahkemeye başvurmalarını önlemek olduğu gibi uzun süreli olmayan organsızlık nedeniyle şirketin amacının fesih ile sona erdirilmemesidir. 6762 s. TTK md. 435’te bulunmayan ‘organsızlık halinin uzun süreden beri devam etmesi” şartının 6102 s. TTK ile getirilmesi “feshin son çare olması ilkesi’ne de oldukça uygundur. Madde metninde veya gerekçesinde ‘uzun süreden beri’ ifadesinden ne anlaşılması gerektiğine herhangi bir yönlendirme yer almaz. Konuya ilişkin olarak Prof. Dr. …in görüşüne göre, organ eksikliğinin uzun süreden beri devam etmesi gerekir. ‘Uzun süre’den kasıt ise en az üç yılı ifade eder (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, Dördüncü Baskı, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2015, s. 227). Uyuşmazlıkların somut özelliklerini dikkate almayan -ve de zaten kanunca öngörülmeyen- sabit süreler yerine devamlılıktan ne kadar bir sürenin anlaşılması gerektiği hususunda kötüye kullanmaların önüne geçmek ve somut olayın şartlarına göre serbest hareket edebilme imkanı tanımak için takdir yetkisinin kanunca hakime bırakıldığı; zira süre konulması halinde kötü niyetli kişilerin hem sürenin varlığını hem de mahkeme sürecini hesaba katarak haksız uygulamalar içerisine girebilecekleri düşünülmüştür. Somut olayımızda da dava konusu şirket 2014 tarihli ortaklar protokolü gereğince bölünme yoluyla kurulmuş olup, dava konusu şirketin tek sermayesi sayılabilecek 1 adet taşınmazın satışı, değerlendirilmesi, müteahhitler ile inşaat sözleşmesi yapılması, projelendirilmesi amacıyla bölünme yoluyla kurulduğu anlaşılmıştır. Dava konusu olayda organsız kalma ile dava açma tarihi arasında 9 aylık bir süre vardır. Uzunca sürenin kısa takdiri için davacının gerekçe olarak ileri sürdüğü gerekçe, diğer ortağın taşınmazı düşük kira bedeli ile kiralaması ve kiraya ilişkin icra takiplerini yapmaması ise de; gerek yönetim kurulunu ibra etmesi şeklindeki çelişkili davranışı gerekse bu hususun uzunca sürenin takdirine etkisinin bulunmadığı, ileri sürülen bu sorunun uyarlama davası açılmasının sağlanması ve uyarlama davasının açılması için kayyum atanmasına yönelik dava ile giderilebileceği; davalı şirketin sermayesindeki tek taşınmazın imar durumu ve imar durumunun yarattığı dezavantaj /potansiyele ilişkin taraflar arasındaki uyuşmazlık da dikkate alındığında somut olayımızda 9 aylık sürenin yeterli olmadığı; ayrıca şirketin mevcut durumu itibariyle organsız kaldığı sürenin şirket amacı ve işleyişi açısından da sürenin kısa tutulmasını gerektirecek riskli bir duruma gelmiş olmadığı … ” gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekili ve feri müdahil vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece organın tamamlanması için kesin süre verildiğini, bu sürede yönetim kurulu oluşturulamadığını, mahkemece buna rağmen fer’i müdahile yönetim kurulu seçimi gündemi ile genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi verildiğini, ancak bu toplantıda da yönetim kurulu seçilemediğini, bu hale göre şirketin feshine karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, pay sahipleri eşit oya sahip olduğundan, genel kurulda hiçbir karar alınamadığını, yönetim kurulu seçilemediğini, şirkette tam ve sürekli bir kilitlenme söz konusu olduğunu, TTK’nın 530. maddesine göre uzun süredir organsızlık var ise, mahkemenin uygun süre belirleyip bu süre içinde durum düzeltilmezse mahkemece şirketin feshine karar verilmesi gerektiğini, TTK’nın 530 . maddede organsızlığın uzun süreden beri olması denilmesine rağmen bir süre verilmediğini, mahkemeye bu konuda süreyi belirleme yetkisi verildiğini, organsızlığın oluştuğu tarihten 11 ay sonra dava açıldığını, mahkemnin yönetim kurulu üyelerini dinlediğini, bir aylık kesin süre verdiğini, kesin süre içinde organ teşekkül ettirilemediğini, mahkemece ikinci bir süre daha verildiğini, bu sürede de organ seçilemediğini, esas meselenin yönetim kurulu üyesi …’ın sahibi olduğu … AŞ’nin düşük kira ile kiracı bulunması değil, şirketin yönetim kurulunun karar alamamasından kaynaklandığını, iki ortak arasında uzun zamandır süregelen davalar sebebiyle, aralarında güven tamamen ortadan kalktığını, şirketlerde ana unsur olan affectio societatis tamamen yok olduğunu, şirketin 16.03.2019 tarihinden beri hiçbir karar alınamadığını, kirayı ödemekte geciken kiracıya bile basit bir ihtar çekilemediğini, bu nedenle icra takibi başlatmak veya dava açmak imkânı olmadığını, mahkemenin çözüm olarak belirttiği uyarlama davasının da abesle iştigal olduğunu, uyarlama davası ile işbu davanın yakından uzaktan alakası olmadığını, kaldı ki, bu davanın açılabilmesi için yönetim kurulunun karar alması, bir avukata vekâlet vermesi gerektiğini, bu davada dahi, davalı şirket davayı takip etmesi için bir vekil tayin edemediğini, zira şirket bakımından tam bir organsızlık hali söz konusu olduğunu, şirketin malvarlığından haksız bir şekilde yararlanan ve şirketi zarara uğratan …aleyhine herhangi bir icrai ve hukuki yola başvurulamadığını, davalı şirketin bu taşınmaz dolayısıyla diğer ortak …tarafından zarara uğratılmaya devam ettiğini, benzer şekilde, şirkette başkaca hiçbir karar da alınamadığını, şirketin her geçen gün zarara uğratıldığını, şirketin tek malvarlığı arsası ile ilgili yönetim kurulu toplanamadığını, arsanın değerlendirilmesi veya satışı ile ilgili görüşme yapamadığını, bir karar alamadığını, somut olayda oyda eşitlik sebebiyle hiçbir karar alınamadığını, doktrinde belirtildiği üzere, bunun gibi tam ve sürekli kilitlenme halinde Kanunun amacının tamamen aksi yönünde uzun bir sürenin geçmesinin beklenmesinin mümkün olmadığını, Yargıtay 11. HD’nin 2014/14919 E., 2015/10964 K.sayılı kararında payların eşitliği nedeniyle yönetim kurulu seçilememesi halinin, TTK’nın 530.maddesi kapsamında organ yokluğu nedeniyle ortaklığın feshi sebebi olarak değerlendirilmesi gerektiğini içtihat ettiğini ara karar uyarınca, 12.07.2021 tarihinde pandemi sebebi ile on-line zoom üzerinden toplantı düzenlendiğini, toplantıya; toplantıyı düzenleyen … ile vekili Av. …, feri müdahil …ile vekili Av. …, fer’i müdahilin babası ve yönetim kurulu üyesi … ve kayyum … katıldığını, ne var ki, toplantıda anlaşma yolları konusunda bir sonuca varılamamış ve mutabakat sağlanamadan toplantının sona erdiğini, verilen 1 aylık kesin süreden sonraki 21.10.2021 tarihinde yapılan duruşmada mahkemece şirketin feshine karar verilmesi gerekirken, fer’i müdahil …’a da genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi verildiğini, bunun üzerine, fer’i müdahil …tarafından genel kurulun 17.11.2021 tarihinde toplantıya çağrıldığını, kayyım … başkanlığında toplantı yapıldığını, ancak, oylardaki eşitlik sebebiyle bu toplantıda da yönetim kurulu seçilemediğini, bu şekilde, davalı şirketin yönetim kurulunun yokluğu ve genel kurulunun kilitlenmişliği dava süresince de devam ettiğini, şirketin 16 aydan beri yönetimsiz olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir. Feri müdahil vekili, istinaf dilekçesinde özetle; davacının istinaf sebeplerinin yersiz olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine ilişkin bir hüküm olmamasına göre görev süreleri dolsa bile önceki yönetim kurulunun, yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar görevine devam edeceğinin kabulü gerekeceği ve yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin bitmesiyle şirketin kendiliğinden organsız kaldığından söz edilemeyeceğini, yönetim kurulunun görev süresi 15.05.2020 tarihinde dolmuş olsa da yönetim kurulu görevlerini yapmaya devam ettiğini, nitekim genel kurulun yapılması için 22.07.2020 tarihinde yönetim kurulu kararı aldıklarını, şirketin 2019 yılı faaliyet raporunu ve finansal tablolarını hazırlandığını, 10.08.2020 tarihli genel kurulun onayına sunulduğunu, yönetim kurulu üyeleri fiilen de 10.08.2020 tarihindeki genel kurul toplantısına kadar görevlerine devam ettiklerinden organsızlığın söz konusu olmadığını, organsızlık süresi genel kurul tarihi olan 10.08.2020 tarihi ile yerel mahkemedeki dava tarihi olan 13.04.2021 tarih arasındaki süredir ki bu sürenin de 8 ay olduğunu, davalı şirketin kurulduğu 2014 den itibaren yönetim kurulu seçiminin yapılamadığı dava konusu 10.08.2020 tarihine kadar yapılan bütün genel kurul toplantılarında kararların oybirliği ile alındığını, davacı kötüniyetli olarak kasten şirketin organsız kalmasını sağladığını, müvekkilinin asli müdahale talebinin reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, asli müdahale talep etmesinde müvekkilinin büyük hukuki yararı olduğunu, şayet dava kabul ile sonuçlanmış olsa idi şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilecek ve feri müdahil sıfatı ile istinaf/kanun yollarına müracaat etme hakkı olmayacağını, nitekim feri müdahil olarak yanında yer aldığı feshi istenen davalı şirket, davada ne temsil edilmiş nede davaya bir cevap verdiğini, olası davanın kabulüne ilişkin bir karar verilmiş olsa idi davalı şirket tarafından istinaf yoluna da başvurulmayacağını, yüksek yargı denetiminden geçen pek çok yargı kararlarında, şirketin fesih ve tasfiyesi talebi ile açılan davalarda davacı dışındaki diğer ortak/ların asli müdahale yolu ile davaya katıldıkları, asli müdahil sıfatı ile istinaf/temyiz talebinde bulundukları ve bu sıfatla kanun yollarına başvuru taleplerinin dinlenildiğini, bu nedenlerle davacının istinaf talebinin reddi ile sonuç itibarı ile usul ve yasaya uygun olan davanın reddine ilişkin kararın düzeltme yolu ile gerek organsız kalma ile dava arasındaki süre, gerek davacının çelişkili, kötüniyetli ve kasıtlı olarak şirketin organsız kalmasınına yönelik davranışları, gerekse de fesih talebinin taraflar arasındaki protokollere aykırı olması sebepleri ile “davanın reddine” karar verilmek sureti ile yerel mahkeme kararının düzeltilmesine, asli müdahale talebimizin reddine dair karara ilişkin istinaf talebimizin kabulüne, şayet “davanın reddine” ilişkin yerel mahkeme kararının herhangi bir şekilde kaldırılarak kısmen yada tamamen kabulüne karar verilmesi halinde; asli müdahale dilekçelerindeki taleplerin değerlendirilerek karar verilmek üzere dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine veya yerel mahkemenin asli müdahale talebimizn reddine ilişkin kararın kaldırılarak mahkemenizce yargılama yapılmak sureti ile talepleri hakkında karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı şirketin organsız kalması sebebiyle TTK’nın 530. maddesi uyarınca feshi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve feri müdahil vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK’nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Feri müdahil vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede: İlk derece mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karara karşı sadece davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuş, davalı şirketin yönetim kayyımına gerekçeli kararın tebliğine rağmen davalı şirket adına istinaf kanun yoluna başvurulmadığı görülmektedir. HMK’nın 68. maddesi uyarınca feri müdahil hakkında hüküm verilemeyeceğinden, hükme karşı istinaf yoluna başvurma hakkı, hakkında hüküm tesis edilen davanın taraflarına aittir. Lehine müdahale edilen taraf hükmü istinaf ederse onunla birlikte hareket etme yetkisine sahip olan feri müdahil de hükmü lehine katıldığı taraf ile birlikte istinaf edebilir. Feri müdahil tek başına hükmü istinaf edemez. Ancak feri müdahil hakkında hüküm verilmiş ise feri müdahil hükmün sadece kendisi hakkındaki bölümü bakımından istinaf edebilir. İlk derece mahkemesi kararını davalı taraf istinaf etmediğinden feri müdahilin de ilk derece mahkemesi kararını istinaf etme hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenlerle feri müdahil …vekilinin caiz olmayan istinaf başvurusunun usulden reddine karar verMEK GEREKMİŞTİR.Davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemesinde: Davacı taraf, % 50 hissedarı ve yönetim kurulu başkanı olduğu davalı şirketin yönetim kurulunun 02.07.2020 tarihli toplantısında 2019 yılı olağan genel kurul toplantısının yapılması yönünde karar aldığını, 10.08.2020 tarihinde genel kurul toplantısı yapıldığını, ancak yönetim kurulunun seçilemediğini, şirketin organsız kaldığını ileri sürerek TTK’nın 530. maddesi uyarınca şirketin feshi ve tasfiyesi ile bu süre için kayyım atanmasını talep etmiştir. Mahkemece; organsız kalma ile dava açma tarihi arasında dokuz aylık bir süre olduğu, bu sürenin yeterli olmadığı, ayrıca şirketin mevcut durumu itibariyle organsız kaldığı sürenin şirket amacı ve işleyişi açısından da sürenin kısa tutulmasını gerektirecek riskli bir duruma gelmiş olmadığı, dava açıldığı tarihte şirketin yönetim kurulu bulunduğu, dolayısıyla organ boşluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı, şirketin yönetim kurulunun seçilemediğini, karar alamadığını ileri sürülmüş olup dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davalı şirketin 26.05.2014 tarihinde kurulup sicile tescil edildiği, davacı ile feri müdahil …’ın %50’şer hissedar oldukları, 15.05.2017 tarihli genel kurulda davacı ile dava dışı … ‘ın yönetim kurulu üyesi olarak üç yıllığına seçildiği ve müşterek imza ile temsilile yetkili kılındıkları, 26.03.2019 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında ibra edildikleri, 10.08.2020 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiği ancak yeniden yönetim kurulunun seçilemediği görülmektedir. TTK’nın 530. maddesi “Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay sahipleri şirket alacaklıları veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi yönetim kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hale getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse, mahkeme şirketin feshine karar verir. Dava açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.” hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere Kanunda, gerekli organlardan birinin uzun süreden beri mevcut olmaması organ eksikliği şeklinde tanımlanmıştır. Bu sebebin yöneldiği organ da yönetim kuruludur. Çünkü ”mevcut olmamak” ibaresiyle organın toplanamaması değil (bu durum ayrıca zikredilmiştir) seçilememesi kastedilmektedir. Genel kurulun seçilememesi mümkün değildir. Zira genel kurul seçimle oluşan bir organ değildir. Organ eksikliği durumunun gerçekleşebilmesi için, yönetim kurulu, görev süresinin sona ermesine rağmen uzun süreden beri seçilemiyor olmalıdır. ”Uzun süre” yeni TTK’nın bir yeniliğidir. Bu ibarenin metne eklenmesinin sebebi, yeni yönetim kurulunu seçmek girişiminin ilk başarısızlığında kendilerine organ eksikliği davası açma hakkı tanınmış olanların hemen mahkemeye başvurmalarını önlemektir. Mezkur ibarenin amacı dikkate alındığında ”uzun süre” ibaresi davanın dinlenilebilme şartını ifade eder (Poroy/ Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku, 2019 Basım, İstanbul, C:II, s.346-347). Bu bilgilere göre somut olay incelendiğinde; Mahkemece 27.05.2021 tarihli ara kararın 5 no’lu bendi ile ”Davalı şirketin yönetim kurulunun seçilebilmesi için genel kurulu toplama işlemlerini başlatmak için taraflara 1 aylık kesin süre verilmesine, 1 aylık süre içinde işlemlerin başlatılmaması veya buna ilişkin delillerin ibraz edilmemesi halinde şirketin feshine karar verilebileceğinin ihtarına, (her iki ortağa tebligat çıkarılmasına,)” şeklinde karar verildiği görülmektedir. TTK’nın 530. maddesinde uzun süreden beri kanunen gerekli organın bulunmaması hâlinde, mahkemece, ”şirketin durumunun kanuna uygun hale getirilmesi” için taraflara uygun bir süre verileceği, bir diğer deyişle bu hususun ihtarda bulunulacağı hükme bağlanmıştır. Yani ihtarın, doğrudan organ eksikliğinin giderilmesine yönelik olması gerekir. Ancak somut olayda mahkemece verilen 27.05.2021 tarihli ara kararın 5 no’lu bendinde, ”yönetim kurulunun seçilebilmesi için genel kurulu toplama işlemlerini başlatmak üzere taraflara bir aylık kesin süre verildiği, bu ihtarın bizatihi ”organ eksikliğinin giderilmesine” bir diğer deyişle yönetim kurulunun oluşturulmasına yönelik olmadığı anlaşıldığından, mahkemece bu husus gözetilmeden, Kanun’da tanımlanan şekilde usulüne uygun ihtar yapılmadan, eksik inceleme ve araştırmayla karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Kabule göre de mahkemece, TTK’nın 530. maddesinde öngörülen bu prosedürün başlatılmasının ardından organsız kalınan tarih ile dava açılma tarihi arasındaki dokuz aylık sürenin uzun olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi de çelişkili olmuştur. Zira anılan madde uyarınca ”uzun süre” şartı bir nevi davanın dinlenebilme şartı niteliğinde olup hem bu şartın gerçekleşmediği tespiti yapılıp hem de bu şart gerçekleşmiş gibi işin esasına yönelik olarak taraflara organ eksikliğinin giderilmesi yönünde ihtarda bulunulması gerekçede çelişkiye sebep olmuştur. Oysa dokuz aylık bir sürenin kısa olduğundan da söz edilemez. Bu durumda mahkemece, yukarıda belirtildiği şekilde taraflara ”organ eksikliğinin giderilmesi”ne, yani davalı şirket yönetim kurulunun oluşturulmasına yönelik uygun süre verilip, bu süre içinde durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verileceği usulünce ihtar edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve araştırmayla karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunduğundan kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, feri müdahil vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine; davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden ise HMK’nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Feri müdahil vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine,2-Davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden ise HMK’nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harcının talep halinde, ilk derece mahkemesince iadesine,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK’nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.02.03.2023
KANUN YOLU:HMK’nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.