Emsal Mahkeme Kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2021/2089 E. 2022/88 K. 27.01.2022 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/2089 Esas
KARAR NO: 2022/88 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 11/10/2021 Tarihli Ek Karar
NUMARASI: 2020/95 Esas 2021/19 Karar
DAVANIN KONUSU: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 27/01/2022
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkili şirket tarafından; ithalatçı firmanın … A.Ş. olduğu 2019 …, … model, … motor numaralı, … plakalı aracı; Türkiye Paketine ilave olarak … paketleri ve sürüş asistanı, ısıtmalı ön koltuklar ve güneş korumalı arka camlarda içeren opsiyonel donanımlarda ilave edilerek … A.Ş.’ye 16.07.2019 tarihinde sipariş edilmiş ve özel sipariş edilmiş bu araç 05.09.2019 tarihinde teslim alınmış olduğunu, söz konusu araçta mevcut olan özellikler hem 05.09.2019 tarihli Proforma Fatura’da, hem de 30.09.2019 tarihli faturada yazmakta olup, müvekkil i şirket tarafından da satın alma öncesinde araçta mutlaka olmasını istediği; “Aracın önüne yaya, bisiklet veya araç çıkması halinde veya ani bir dalgınlık vb. hallerde aracın fren yapması, öndeki araç hızına göre aracın kendi hızını ayarlamasını sağlayan Adaptive Cruise Control (Sürüş Asistanı)” özellikleri açıkça vurgulanmış olduğunu, bu iki özelliğin araçta bulunması müvekkili şirketin aradığı asli özellik olup, müvekkili şirket tarafından bu durum belirtilerek ve koltuklar ve güneş korumalı arka camlarda içeren opsiyonel donanımlarda ilave edilerek özel araç siparişi verildiğini, aracın teslim edilmesi sonrasında, araçta özellikle olmasının arandığı belirtilen ve olduğu zannedilen (zira evraklarda da söz konusu özelliklerin olduğu yazılmaktadır), “ADAPTIVE CRUISE CONTROL” özelliği kullanılmak istendiğinde ise bu özelliğin çalışmadığı fark edildiğini, akabinde de … A.Ş.’den yetkili satıcı olan … Hanım ile görüşülerek bu ayıp bildirildiğinde “Active Cruise Control özelliğinin Türkiye’de Sürüş Asistanı paketinde olmadığı, bunun sadece Avrupa’da aktif olduğu vb.” açıklaması ile karşılaştığını, söz konusu aracın müvekkili şirket tarafından özelleştirilerek sipariş edilmesinin en önemli nedenlerinden biri olan ve aracın Türkiye web sayfasının (www…com.tr) güvenlikle ilgili bölümünde OPSİYONEL SÜRÜŞ ASİSTANI paketinin bir parçası olarak açıkça tanımlanan … (EK-3) özelliği yer aldığını, https://www…com.tr/…html internet sitesinde DESTEK SİSTEMLERİ bölümünde; “Güvenli sürüşün sıkıcı olduğunu kim söyledi? …’de kendinizi güvende hissettiğinizde yeni maceralardan daha fazla keyif alacağınızı düşünüyoruz. Opsiyonel sürüş asistanı sistemi çarpışma ve yaya uyarısı gibi özellikler sunar. Ön camdaki kamera kritik durumları belirler, iki adımlı bir uyarı verir ve tepki süresini kısaltmak üzere fren sistemini hazırlar. Aynı zamanda trafik işareti tanıma, uzun huzme asistanı ve aktif cruise control gibi yardımcı fonksiyonlarda içerir. Ayrıca, …’de hem sizi koruyan hem de dünyaca ünlü … kullanımı deneyimini geliştirerek diğer opsiyonel güvenlik özelliklerini de bulabilirsiniz. Head Up display veya Geri dönüş kamerası işin zorlu kısmını sizin yerinize gerçekleştirir ve size yalnızca eğlenmek kalır.” denilerek AKTİF CRUISE KONTROL özelliğinin mevcut olduğunun açıkça ifade edildiğini, müvekkili şirket tarafından teslim alınan ve satış öncesi yapılan bilgilendirmelerde, faturalarda, anlaşma içeriğinde, internet sitesinde araç içerisinde var olduğu belirtilen ADAPTIVE CRUISE CONTROL (Sürüş Asistanı) özelliği müvekkil şirket tarafından satın alınmış araçta mevcut olmayıp AYIPLI MAL TESLİMİ söz konusu olduğunu, davalılara karşı Kadıköy … Noterliği aracılığıyla … Yevmiye Numaralı ve 30.10.2019 tarihli ihtarname keşide edilmiş olup, ihtarnameye süresi içerisinde olumlu bir dönüş yapılmaması akabinde de İstanbul Anadolu Arabuluculuk Bürosuna 04.02.2020 tarihinde Arabuluculuk başvurusu yapıldığını, … başvuru ve … dosya numaralı iş bu Arabuluculuk Dosyasında da Anlaşma Sağla namadığı için iş bu davayı açma zorunluluğumuz hasıl olduğunu beyan ile, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere; dava konusu aracın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini (Adaptive Cruise Control (Sürüş Asistanı) özelliği taşıyan aynı özelliklerdeki yeni bir araç ile), aracın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi mümkün değil ise ayıbın satış bedeline etkisinin tespiti ile birlikte ayıp oranında satış bedelinde indirim yapılmasını ve satış tarihinden itibaren faizi ile birlikte müvekkile ödenmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasını, Sayın Mahkemeden arz ve talep etmiştir. Davalı … vekili cevap dilekçesi ile, Ayıp iddialarını kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı taraf, yasanın öngördüğü ayıp ve ihbar yükümlülüğüne uygun davranmamış olup bu nedenle de dava hakkı ortadan kalktığını, davacı tarafın talepleri terditli olup Türk Borçlar Kanunu uyarınca seçimlik haklardan birinin belirlenmesi ve hasredilmesi gerektiğini, davacı taraf dava dilekçesinin talep kısmında “dava konusu aracın Adaptive Cruise Control özelliği sürüş asistanı özelliği taşıyan ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi, bu mümkün olmaması halinde ayıp oranında bedel indirimi yapılması ve satış tarihinden itibaren faiziyle tahsilini”ni talep ettiğini, davacı tarafın talepleri terditli olup, davacının terditli, usule ve yasaya aykırı taleplerinin reddi gerektiğini, müvekkili şirket, dava konusu aracın ithalatçısı olup satış bedelini tahsil eden taraf olmaması itibari ile bedel iadesi gibi mali yükümlülükleri bulunan taleplerin müvekkil i şirkete yöneltilmesinin doğru olmadığını, dava konusu aracın ithalatçısı Müvekkili Şirket iken; satıcısı diğer davalı … olduğunu, davacı taraf ile sözleşmesel ilişki içinde olan ve satış bedelini tahsil eden tarafın müvekkili şirket olmadığını, satış bedelini tahsil etmeyen taraftan bu bedelin iadesinin istenmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafın HMK 109. maddesine göre kısmi dava açmasının mümkün olmadığını, davacının talebini açık olarak belirlemesi ve başvuru harcını ikmal etmesi gerektiğini, davacı tarafın delilleri taraflarına tebliğ edilmemiş olup; bu nedenle davacı tarafın sunacağı delil listesinin kabul edilmemesini talep ettiklerini, davaya konu araçta davacı iddialarının aksine üretimden kaynaklanan ve hukuken “ayıp” olarak nitelenebilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, dava konusu araçta herhangi bir üretim hatası veya ayıp mevcut olmadığını, dava konusu araç 1 yılı aşkın bir süredir kullanılmakta olup her ne kadar davanın reddine karar verilmesi gerekirse de sayın mahkemenin aksi kanaatte olması halinde hakkaniyet ilkeleri gereği makul bir tutarda bedel indirimine karar verilmesi gerektiğini, her ne kadar davanın reddine karar verilmesi gerekirse de sayın mahkeme aksi kanaatte olması halinde dava konusu araçta meydana gelen değer kaybının ve araçtan elde edilen faydaların iade edilmesi gerektiğini, hâlihazırda davacının kullanımında olan araca faiz işletilmesi talebi hukuka aykırı olup söz konusu davacı taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini beyan ile, davacının iddialarının reddi ile, davacının ayıp ve ihbar yükümlülüğüne uyulmamış olması nedeniyle davanın reddini, terditli talebin reddini, davacının yasa gereği taraflarına tebliğ ettirmesi gereken ama tebliğ edilmeyen delillerinin tebliğin i, davacının eksik harcı ikmalini, haksız ve hukuka aykırı faiz talebinin reddini, esas yönünden haksız ve mesnetsiz olan davanın reddini, yargılama giderleri ile yasal vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile, Dava konusu araçta ayıp olduğunu kabul etmemekle birlikte araçta ayıbın mevcut olduğu kabul edilecek dahi olsa , hak düşürücü sürelerin aşıldığını, dava konusu aracın 05.09.2019 tarihinde müvekkili şirketten satın alındığını, davacı ise 30.10.2019 tarihli ihtarname ile aracın üretimden kaynaklı ayıbının olduğunu iddia ettiğini, yani aracı satın aldıktan yaklaşık 2 ay geçtikten sonra müvekkil i şirkete göndermiş olduğu ihtarname ile seçimlik haklarını kullanmak istediğini, davaya konu aracın davacı alıcısı ve davalı satıcısı da tacir olduğunu, dava konusu aracın ayıplı olduğunu kabul etmemekle birlikte bir an için ayıplı olduğunu düşünülse dahi davacı taraf Borçlar Kanunu’nda düzenlenen derhal ihbar sürelerine ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmediğini, her ne kadar ayıp iddialarını kabul etmeseler de davacı tarafın, 6098 sayılı T.B.K.’nunda sayılı seçimlik haklardan birini talep etmek zorunda olduğunu, davacının kısmi dava açmada hukuki yararı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı taraf 1.000,00-TL tazminat talep etmekte olup, esasında bahse konu tazminat taleplerinin hangi nedenlerle talep edildiği anlaşılamadığını, dava konusu araçta davacının iddia ettiğinin aksine üretim hatasından kaynaklı herhangi bir ayıp bulunmadığını, müvekkili şirketin …-… marka araçların yetkili satıcısı ve servis sağlayıcısı olduğunu, müvekkili şirket gerek aracın satış işlemleri gerek servis işlemlerinin gerçekleştirilmesi noktasında yetkili satıcı ve servis sağlayıcı bayi olarak üzerine düşeni eksiksiz yerine getirdiğini, davacının ayıp iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davaya konu Otomobilde ”Adaptive Cruise Control” özelliği olmadığını, davacının aracı satın alır iken bu yönde özel bir bilgi talebi ya da sipariş talebi de olmadığını, aracı satın alırken müvekkili şirket satış danışmanı tarafından bu yönde bir bilgi ve taahhüt de verilmediğini, davacının aracı satın alırken A.C.C. Özelliğini özellikle siparişlerine eklettiğine ilişkin iddialar gerçeği yansıtmadığını, davacı taraf, aracı satın alırken Sürüş asistanı paketini siparişlerine eklettiği için Adaptive Cruise Controlü nün de bu pakette yer aldığı yanılgısına düştüğünü, davacı tarafın sadece ”FREN FONKSİYONLU CRUISE CONT.” Sipariş etmiş ve bu özellik de halihazırda davaya konu araçta aktif olarak mevcut ve sorunsuzca çalışır halde olduğunu, davacı taraf muhtemelen ADAPTİVE CRUİSE CONTROL ile FREN FONKSİYONLU CRUISE CONT. özelliklerinin ayırımını bilmemekte ve bu özellikleri birbiriyle karıştırmakta olduğunu, davacı tarafın aracın ayıplı olduğuna ilişkin iddiaları esasında davacının kendi yanılgısından kaynaklandığını beyan ile, davanın, davacı tarafın hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresi içinde ayıp ihbarında bulunmamış olması nedeniyle reddini, davanın esasına girişilmesi durumunda esas yönünden haksız ve mesnetsiz olarak açılan davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi 12/01/2021 tarih ve 2020/95 Esas – 2021/19 Karar sayılı kararı ile, ”….Tüm dosya kapsamı ve hükme esas teşkil eden bilirkişi raporu birlikte incelendiğinde; aracın faturasının 30.09.2019 tarihli olduğu; dava dilekçesinde aracın 05.09.2019 da teslim alındığının belirtildiği, davacının “Adaptif Hız Sabitleyici” özelliği sipariş verdiği iddiasının kanıtı bulunmaması yanı sıra varsayım olarak böyle bir sipariş verildiği kabul edilse bile, anılan özelliğin bulunmadığının ilk kullanım sırasında tespitinin mümkün bulunduğu; ihtarnamenin ise, 30.10.2019 tarihinde keşide edildiği; buna göre TTK.m.23’de öngörülen sürede yapılmış bir ayıp ihbarı bulunmadığı; bununla birlikte hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan teknik değerlendirmede de açıklandığı üzere, gerek proforma fatura, gerekse e-fatura da 544 kodlu fren fonksiyonlu hız sabitleyici özelliğine atıf yapıldığı; 541 kodu Adaptif hız sabitleyici özelliği yer almadığı; bu nedenle alıcının teklifine esas satışta anılan özellik zaten bulunmadığından, ayıplı bir satış bulunduğu sonucuna varılamayacağı anlaşılmakla davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur….” gerekçesi ile, 1-Davanın REDDİNE, 2- Davalılar kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T 13/2. maddesi uyarınca 1.000’er TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalılara VERİLMESİNE, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
DAVACI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİ İLE, 13.03.2020 tarihinde İstanbul Anadolu 10 Asliye Ticaret Mahkemesi’nde 2020/95 Esas sayılı dosyası ile; müvekkili şirket tarafından teslim alınan ve satış öncesi yapılan bilgilendirmelerde, faturalarda, anlaşma içeriğinde, internet sitesinde araç içerisinde var olduğu belirtilen adaptıve cruıse control (Sürüş Asistanı) özelliğinin müvekkili şirket tarafından satın alındığı; 2019 …, … model, … motor numaralı, … plakalı araçta, verilen taahhütlere aykırı bir şekilde, mevcut olmaması sebebiyle ayıplı teslim edilen araç ile ilgili olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere terditli dava açıldığını, Dava dilekçesinin netice-i talep kısmında açıkça; “1- Dava konusu aracın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini (Adaptive Cruise Control (Sürüş Asistanı) özelliği taşıyan aynı özelliklerdeki yeni bir araç ile), 2- Aracın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi mümkün değil ise ayıbın satış bedeline etkisinin tespiti ile birlikte ayıp oranında satış bedelinde indirim yapılmasını ve satış tarihinden itibaren faizi ile birlikte müvekkile ödenmesini, 3-Yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılması” talebi yazmakta olup, işbu talep ve davaya konu talebi yargılama içerisinde yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda belirlenecek olması nazara alındığında taraflarınca davanın başında belirlenmesi mümkün olmayan bir hususta kısmi dava açıldığı ve netice-i talep kısmında da terditli olarak talepleri yerel mahkemeye iletildiğini, Yerel Mahkeme tarafından yapılan yargılama içerisinde ise dava dilekçeleri, taleplerinin terditli olduğu ve davanın kısmi olarak açıldığı nazara alınmadan davanın reddine kesin olmak üzere karar verildiğini, Yerel Mahkeme tarafından yapılan yargılama içerisinde dosya kapsamına göre rapor düzenlenmesi için dosyanın Bilirkişiye gönderilmesine karar verildiği ve 17.12.2020 tarihinde bilirkişi raporu alındığını, 17.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda ise eksik inceleme ve değerlendirmeler yapılarak ve davanın konusu anlaşılmadan rapor tanzim edilldiğini, 17.12.2020 tarihli Bilirkişi Raporunun sonuç bölümünde; “Dava konusu … plaka sayılı … marka/tip, 2019 model aracın dosya kapsamındaki tüm alım-satım belgelerinde 544: fren fonksiyonlu cruise cont. / fren fonksiyonlu hız sabitleyici bulunduğu; ancak dava dilekçesinde belirtilen “Adaptive Cruise Control” özelliği “yapılan araştırmalarda KOD 541 ADATİF HIZ SABİTLEYİCİ (541 Active Cruise Control) olduğu anlaşılan” özellik bulunmadığı, Türkiye’deki https://onlinestore.mini.com.tr/ sitesi üzerinden satılan araçlarda KOD 541 Adatif Hız Sabitleyici (541 Active Cruise Control) özellikte araca rastlanmadığı, Yukarıdaki teknik açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, KOD 544 ile KOD 541 çalışma sistemlerindeki ekipmanların farklı olduğu, bu nedenle araca ait tüm alım satım belgelerinde olmayan bir özellikten dolayı ayıplı olduğunun söylenemeyeceği, Kaldı ki kabul biçimi itibariyle de, TTK.m.23’de öngörülen sürelerde bir ayıp ihbarı da bulunmadığı; Kanaatine varılmış olup, tarafımızdan tanzim olunan işbu raporu saygılarımızla arz ederiz” denildiğini, Fakat proforma faturada ve e-faturada açıkça görülen sürüş asistanının ekstra donanımlar içerisinde olduğu değerlendirilmediği ve salt pepper içerisinde 544 fren fonksiyonlu cruise control yazdığı gerekçesi ile 541 active cruise control özelliğinin vaat edilmediğinin ifade edildiğini, Dava dilekçesinde belirtildiği üzere, active cruise control özelliğinin opsiyonel sürüş asistanı paketinin bir parçası olduğu ürün broşüründe, markanın Türkiye ve Hollanda gibi pek çok sitesinde belirtildiğini, söz konusu aracın müvekkili şirket tarafından özelleştirilerek sipariş edilmesinin en önemli nedenlerinden biri olan ve aracın Türkiye web (www….com.tr) güvenlikle ilgili bölümünde opsiyonel sürüş asistanı paketinin bir parçası olarak tanımlanan adaptıve cruise control özelliği vaad edilmiş olmasına rağmen müvekkili şirketin satın aldığı araçta yer almadığını, fakat bilirkişi raporunda bu detay dikkate alınmadığını, Bilirkişi raporu adeta müvekkilinin aleyhine bir bakış açısı ile dosyada mevcut tüm deliller detaylı bir şekilde incelemeden düzenlenmiş olup, bu durum açıkça hakkaniyete ve yasaya aykırı olduğunu, tüm bu hususlara ilişkin itirazları da 31.12.2020 tarihli Bilirkişi Raporuna itiraz dilekçesi ile belirtildiğini, fakat yerel mahkeme tarafından işbu itiraz dilekçesi nazara alınmadan ve dosyadaki çelişkiler giderilmeden, kısmi açılan, dava içerisinde netleşebilecek bir talep ile ilgili olarak usul ve yasaya aykırı bir şekilde kesin olmak üzere karar verildiği ve başvurulacak yargı yolu gösterilmeyerek müvekkilinin kanun yoluna başvuru hakkı engellenmeye çalışıldığını, Markanın https://www…com.tr/…html internet sitesinde; “Cruise Control Sistemi Tam Olarak Ne İşe Yarar?” başlığı altında açıkça “Cruise Control, “Hız Kontrolü” olarak da bilinir ve istenen seyir hızını seçmenize olanak sağlar. Bu özellik, genellikle mesafe kontrolüyle birlikte sunulur. Etkinleştirilmesinin ardından, SÜRÜŞ ASİSTAN SİSTEMİ seçili hızı sabit tutar ve böylelikle uzun mesafelerde daha fazla konfor sağlar. Cruise Control hızı çevreye göre kendini elektronik olarak ayarlayabilir ve motor gücünü de uygun şekilde düzenleyebilir. Avantajlar: ‘Cruise control’ sistemiyle özellikle uzun yolculuklar çok daha rahat oluyor; böylece siz de trafiğe konsantre olabiliyorsunuz. Mesafe kontrolüyle birlikte sürüş konforu daha da artacakır. Bu sistem, öndeki otomobilin hızını hesaplar ve kendi hızınızı otomatik olarak değiştirir.” yazmakta ve yine “Mesafe Kontrolü Nedir?” başlığı altında “Mesafe kontrolünü Adaptif Cruise Control olarak da tanıyor olabilirsiniz. Önceden ayarlanmış, istenen bir hızla bu sürüş asistan sistemi öndeki otomobile uyum sağlar ve öndeki otomobile olan mesafeye bağlı olarak otomatik fren yapar veya hızlanır. Bu sistem halihazırda birçok modern otomobile dahil edilmiş durumda. Uygulanan sensörler mevcut hızı ve öndeki otomobile olan mesafeyi ölçer. Sıkışık trafikte olmanız halinde, mesafe kontrolü frenleme ve kalkma işlevlerini devralır.” yazmakta olup, bilirkişi raporunda bahsedildiği gibi İnternet sitesinde 541-544 kod ayrımına hiçbir şekilde değinilmemekte ve actice cruise control özelliğinin sürüş asistanı paketinin bir parçası olduğu ifade edilerek reklam yapıldığını, Yine; https://www…com.tr/…pdf internet sitesinde araçta Adaptive Cruise Control özelliği olduğu açıkça anlaşıldığını, bunlarla birlikte belirtmek gerekir ki; Türkiye’de kullanılan … markalı adaptıve cruıse control özelliğine sahip araçlar ve halihazırda mevcut olup, bu husus davalı şirkete müzekkere yazılarak da sorulabileceğini, fakat yerel mahkeme tarafından bu hususlarda inceleme ve araştırma yapılmadan salt bilirkişi raporuna göre hüküm tesis edildiğini, fakat işbu internet sitesindeki reklamlar bilirkişi raporundaki ifadelerin aksine Türkiye’deki internet sitesi ilanlarında dava konusu aracın Adaptive Cruise Control özelliğine sahip olduğunun ifade edildiğini ve bu şekilde reklam yapıldığını gösterdiğini, müvekkilinin başka BMW araçlarında olan ve kendisinden ek ödeme alınarak var olduğu belirtilen özelliğin aracında olmamasının anlaşılamadığını, Bilirkişi raporunda bahsedilen 541-544 ayrımı internet sitesinde ya da ürün broşürlerinde bahsedilmemekte olup, aksine Active Cruise Control Özelliğinin Sürüş Asistanının bir parçası olduğu ifade edilerek reklam yapılmakta ve ödeme alınmakta olduğunu, Bilirkişi raporunda active cruise control özelliğinin sürüş asistanı paketi içerisinde olduğunun vaat edildiği dikkate alınmadan eksik inceleme ve değerlendirme ile rapor tanzim edilmiş olup, yerel mahkeme tarafından bu eksiklikler giderilmeden hukuki dinlenime hakkına aykırı şekilde hüküm tesis edildiğini, (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 2016/1089 Esas, 2018/27607 Karar ve 18.12.2018 karar tarihli kararı) Aynı zamanda bilirkişi raporunda yer alan TTK madde 23’de öngörülen sürede bir ayıp ihbarı bulunmadığı yorumu da Bilirkişinin kanaat bildirebileceği bir husus olmayıp, dosya ve olay akışı bir bütün olarak değerlendirildiğinde de davalıların ve çalışanlarının söz konusu ayıptan ivedilikle haberdar edildiği ve ayıbın giderilmesi noktasında yardım istendiği, fakat müvekkilinin ayıbın giderilmesi noktasındaki iyi niyetli taleplerinin geçiştirilmesi sebebiyle noter ihtarnamesi de keşide ederek talebini ilettiği fakat buna da olumlu dönüş alamaması sonucunda zorunlu arabuluculuk yoluna ve devamla dava yoluna müracaat ile taleplerini yinelediğini, tüm bu hususların göz ardı edilmesi açıkça hakkaniyete ve yasaya aykırı olduğunu, Müvekkilinin hem satış öncesinde hem de satış sonrasında hem çarpışma önleme hem de adaptive cruise control özelliğinin kendisi için vazgeçilmez özellikler olduğunu açıkça ifade ettiğini, davalılar adeta alıcılara olmayan bir özelik üzerinden reklam yapmakta ve sonrasında o özelliklerin Türkiye’de aktif olmadığını beyan ederek alıcıların yanlış kanaatlere girmesine sebep olarak bu yanlış kanaatlerinden menfaat elde ettiklerini, Yerel mahkeme tarafından 17.12.2020 tarihli bilirkişi raporuna karşı itirazlarını içerir 31.12.2020 tarihli dilekçe dikkate alınmadan usul ve yasaya aykırı bir şekilde davanın reddine kesin olmak üzere karar verildiği ve kısmi açılan bir davada, netice-i talep nazara alınmadan kesin bir şekilde karar verilerek müvekkilinin kanun yoluna başvuru hakkı elinde alınmaya çalışıldığını, fakat dava kısmi olarak açılmış bir dava olup, dava edilen kısım üzerinden kesin olmak üzere karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yine İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/95 Esas ve 2021/19 Karar sayılı 12.01.2021 tarihli kararının 2 numaralı hüküm kısmında; “Davalılar kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T 13/2 maddesi uyarınca 1.000’er TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,” şeklinde karar verildiğini, fakat A.A.Ü.T 13.maddesinin 2. Fıkrasında “Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.” denilmekte olup, yerel mahkeme tarafından “1.000’er TL Avukatlık ücretinin” denilerek her iki davalı lehine 2.000 TL vekalet ücretine hükmettiği ve kanun aleyhine hüküm tesis ettiğini, davalılardan … A.Ş. tarafından 1.000 TL ilam vekalet ücreti üzerinden İstanbul Anadolu … İcra Müdürlüğü’nde … Esas sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi başlatılmış olup, diğer davalı tarafından da ilamlı icra takibi başlatılması durumunda müvekkili dava değerinden daha fazla miktarda vekalet ücreti ödemiş olacağını, İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ EK KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 11/10/2021 tarih ve 2020/95 Esas – 2021/19 Karar sayılı ek kararında; Dosyanın tetkikinde anılan kararın kesin olarak verilmiş olduğu görülmekle istinaf talebinin reddine, işbu dosyanın bu haliyle kapatılmasına, karar verilmiş ve ek karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, İstanbul 10 Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/95 Esas, 2021/19 Karar ve 12.01.2021 karar tarihli kararında; usule, esasa ve hakkaniyete aykırı bir şekilde davanın reddine kesin olmak üzere karar verildiği, işbu kararın kaldırılarak yeniden yapılacak yargılama neticesinde davanın kabulüne karar verilmesine havi istinaf dilekçesinin 05.10.2021 tarihinde yerel mahkemeye kararın tebliği ile birlikte süresi içerisinde sunulduğunu, Yerel Mahkeme tarafından ise 11.10.2021 tarihli Ek Karar ile; “Dosyanın tetkikinden anılan kararın kesin olarak verilmiş olduğu görülmekle istinaf talebinin Reddine, iş bu haliyle dosyanın kapatılmasına,…. Ek kararın taraflara tebliğinden itibaren 1 hafta içerisinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.” denilerek istinaf başvurusunun reddine istinaf yolu açık olmak üzere karar verildiğini, İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/95 Esas, 2021/19 Karar ve 11.10.2021 tarihli “istinaf talebinin reddine” ilişkin ek kararı usule, yasaya ve hakkaniyet aykırı olduğunu, İstinaf kanun yoluna başvuru sebepleri 05.10.2021 tarihli istinaf dilekçesinde detaylıca izah edilmiş olup, yerel mahkemenin “istinaf talebinin reddine” ilişkin 11.10.2021 tarihli ek kararının hukuka aykırı olduğunu izah etmek adına açıklamak gerekir ise; yerel mahkeme tarafından, 17.12.2020 tarihli bilirkişi raporuna karşı itirazlarına havi 31.12.2020 tarihli dilekçe dikkate alınmadan usul ve yasaya aykırı bir şekilde davanın reddine kesin olmak üzere karar verildiği ve kısmi açılan bir davada, netice-i talep nazara alınmadan kesin bir şekilde karar verilerek müvekkilinin kanun yoluna başvuru hakkı elinden alınmaya çalışıldığını, fakat dava kısmi olarak açılmış bir dava olup, dava edilen kısım üzerinden kesin olmak üzere karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yine İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/95 Esas ve 2021/19 Karar sayılı 12.01.2021 tarihli kararının 2 numaralı hüküm kısmında; “Davalılar kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T 13/2 maddesi uyarınca 1.000’er TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,” şeklinde karar verilmiştir. Fakat A.A.Ü.T 13.maddesinin 2. Fıkrasında “Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.” denilmekte olup, yerel mahkeme tarafından “1.000’er TL Avukatlık ücretinin” denilerek her iki davalı lehine 2.000 TL vekalet ücretine hükmedildiği ve kanun aleyhine hüküm tesis ettiğini, zira kısmi açılan davada müddeabih1.000 TL olarak gösterilmiş olup, davalılardan … A.Ş. tarafından 1.000 TL ilam vekalet ücreti üzerinden İstanbul Anadolu … İcra Müdürlüğü’nde … Esas sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi başlatıldığı ve diğer davalı tarafından da ilamlı icra takibi başlatılması durumunda müvekkili dava değerinden daha fazla miktarda vekalet ücreti ödemiş olacağını, yerel Mahkeme tarafından bu hususta da hukuka uygun değerlendirme yapılmamış olup, istinaf incelemesinde bu hususun da nazara alınması hakkaniyet açısından elzem olduğu ve müvekkilinin istinaf kanun yoluna müracaatının hakkaniyet açısından elzem olduğunu, İstinaf kanun yoluna başvuru sebepleri 05.10.2021 tarihli istinaf dilekçesinde detaylı bir şekilde izah edilmiş olup, her ne kadar yerel mahkeme tarafından kesin olmak üzere karar verilmiş olsa dahi davanın niteliği, dava dilekçesindeki netice-i talep kısmı ve yargılama içerisinde gerekli incelemenin yapılmamış olması nazara alındığında kesin olmak üzere karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olup, İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/95 Esas, 2021/19 Karar ve 11.10.2021 tarihli “istinaf talebinin reddine” ilişkin Ek Kararının kaldırılması ve 05.10.2021 tarihli istinaf başvuru dilekçemizin kabulü ile İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/95 Esas, 2021/19 Karar ve 12.01.2021 karar tarihli kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılarak yeniden yapılacak yargılama neticesinde davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesinin 11/10/2021 tarihli istinaf talebinin reddine ilişkin ek kararı ve 12/01/2021 tarihli kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK’nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, satış sözleşmesi uyarınca satın alınan ve ayıplı çıktığı iddia edilen aracın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi, mümkün değil ise ayıbın satış bedeline etkisinin tesbiti ile ayıp oranında satış bedelinden indirilerek satış tarihinden itibaren faizi ile birlikte davacıya ödenmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İlk Derece Mahkemesi 11/10/2021 tarih ve 2020/95 Esas – 2021/19 Karar sayılı ek kararı ile; Dosyanın tetkikinde anılan kararın kesin olarak verilmiş olduğu gerekçesiyle istinaf talebinin reddine, işbu dosyanın bu haliyle kapatılmasına, karar verilmiş ve ek karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili dava dilekçesi ile; Müvekkili şirket tarafından; ithalatçı firmanın … A.Ş. olduğu 2019 …, … model, … motor numaralı, … plakalı aracı; Türkiye Paketine ilave olarak pepper+premıum paketleri ve sürüş asistanı, ısıtmalı ön koltuklar ve güneş korumalı arka camlarda içeren opsiyonel donanımlarda ilave edilerek … A.Ş.’ye 16.07.2019 tarihinde sipariş edilmiş ve özel sipariş edilmiş bu araç 05.09.2019 tarihinde teslim alındığını, satış sözleşmesi uyarınca satın alınan ve ayıplı çıkan aracın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi, mümkün değil ise ayıbın satış bedeline etkisinin tesbiti ile ayıp oranında satış bedelinden indirilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL. Alacağın satış tarihinden itibaren faizi ile birlikte davacıya ödenmesi istemine ilişkindir. Davacı dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kısmi tazminat davası açmış olup davacı ile davalı taraf arasında imzalanan satış sözleşmesine konu aracın satış bedeline göre kesinlik sınırının değerlendirilmesi gerektiği, satış miktarına göre davanın kesin nitelikte olmadığı tesbit edilmekle, mahkemece verilen ek kararın dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf sebebinin kabulü ile ek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece verilen ek karar Dairemizce kaldırıldığından davacı vekilinin esas karara yönelik istinaf sebepleri incelendiğinde; Davacı dava dilekçesi ile terditli talepte bulunduğu ve öncelikli talebinin satın alınan ve ayıplı çıkan aracın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi olduğu ve davanın kısmi dava olarak açıldığı ve harcın 1.000,00 TL. Üzerinden yatırıldığı anlaşılmıştır. 492 Sayılı Harçlar Kanununun 30 Maddesinde;” Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır,” hükmü düzenlenmiştir. Harçlar Kanununun 32 Maddesinde;” Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmiyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır,” hükmü düzenlenmiştir. HMK. 109/1 Maddesinde ki;” Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir,” hükmü gözetildiğinde davacının dava dilekçesindeki öncelikli talebinin ayıplı çıkan aracın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesine yönelik olduğu ve bu talep bölünebilir bir talep olmadığından HMK. 109/1 Maddesi uyarınca kısmi dava olarak açılamayacağı, bu durumda mahkemece, davacı tarafa talebini ve dava değerini açıklatıp eksik harcın ikmali için süre verilmesi gerekirken harç eksikliği giderilmeden yargılamaya devamla davanın esası hakkında karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Harç hususu kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece resen dikkate alınması gerektiği gibi istinaf incelenmesinde de resen dikkate alınır. Davacı vekili bilirkişi raporuna yönelik verdiği itirazlarını içerir beyan dilekçesinde itirazları doğrultusunda ek rapor alınmasını talep ettiği, mahkemece verilen ara karar ile, bilirkişi raporu denetime elverişli ve yeterli görüldüğü gerekçesiyle davacı vekilinin yeniden rapor alınması talebinin reddine karar verilmiş ise de, davacının rapora itirazları hakkında Mahkeme gerekçesinde bir değerlendirme yapılmadığı gibi, davacı vekilinin ek rapora yönelik itirazları konusunda mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundada bir değerlendirme ve tesbit olmadığından bilirkişi raporunun denetime elverişli ve karar vermeye yeterli olmadığı tesbit edilmiştir. Mahkemece, davacı vekilin bilirkişi raporuna karşı verdiği beyan dilekçesindeki itirazları doğrultusunda ve active cruise control özelliğinin opsiyonel sürüş asistanı paketinin içerisinde ve bu paketin bir parçası olup olmadığı yönünde ek rapor ya da yeniden bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir. HMK.nın (Değişik:22/07/2020-7251/35md.)353/1-a6 maddesinde; “Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.” hali, kararın kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesi sebepleri arasında gösterilmiştir. Bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının HMK. 353/1-a4, a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, davacıya belirlenen değer üzerinden eksik harcı tamamlaması için süre verilerek eksik harcın tamamlanması halinde davaya devamla, yukarıdaki tesbitler doğrultusunda işlem yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/10/2021 tarih ve 2020/95 Esas – 2021/19 Karar sayılı ek kararının HMK’nın 353/1-a4 ve 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan 162,10.TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 59,30.TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 27/01/2022 tarihinde HMK’nın 353/1-a4, a6 maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.