Emsal Mahkeme Kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2019/259 E. 2020/1245 K. 05.11.2020 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı kesinleşmiş bir karardır.

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2019/259 Esas
KARAR NO: 2020/1245 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2016/1015 Esas 2018/899 Karar
TARİH: 08/10/2018
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 05/11/2020
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile,Müvekkili şirketin sağlık kuruluşlarının ihtiyaçları olan her türlü tıbbi cihaz ve yedek parçaları imalatı alımı satımı pazarlaması işi ile iştigal etmekte ve bu kapsamda cerrahi, tıbbi ve ortopedik alet ve cihazların ticaretini yaptığını, davalı şirkete ait özel hastaneye tedavisi için müracaatta bulunan … isimli hastada kullanılmak üzere müvekkili şirketten talep edilen 13 kalem tıbbi malzeme 17.623,27 TL tutarlı 17/06/2012 tarih ve … sayılı irsaliyeli fatura ile davalı şirkete teslim edildiğini, 8 günlük süre zarfında herhangi bir itirazın olmadığını, teslim edilen malzemelerin geri iade edilmediği hastanın tedavisinde kullanıldığını buna rağmen davalı şirketin borcunu ödemediğini bu sebeple müvekkilinin Bakırköy … Noterliğinden ihtarname çekerek alacağını talep ettiğini ihtarname davalı şirkete tebliğ edilip 10 gün içinde borcunu ödemediğinden borcun temerrüde düştüğünden Bakırköy … İcra Müdürlüğünün … esas sayılı dosyasından alacağın tahsili için icra takibine geçildiğini davalı şirketin borca 13/10/2016 tarihli dilekçe ile itiraz ederek takibin durduğunu beyan ederek itirazın iptalini, takibin davamını ve %20 icra inkar tazminatının ticari işlerde uygulunan yıllık temerrüt faizinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile, Müvekkili şirketin … isimli hastanın tedavisinde kullanılmak üzere davacı şirket ile arasında akdolunan 20/09/2011 tarihli satış sözleşmesi uyarınca davacı şirketten 13 kalem tıbbi malzemeyi satın aldığını dava konusu Bakırköy … İcra Dairesinin … esas sayılı icra takibine konu edilen tıbbi malzemelerin bedelini 30/11/2012 tarihinde alacaklıya verilen 14/01/2013 tarihli 21.988,63 TL tutarındaki çek ile ödendiğini bu çek tutarının 14/08/2012 tarihli 4.006,80 TL bedelli 29/08/2012 tarih 358,56 bedelli faturalar ile icra takibine konu fatura bedeli toplamını içerdiğini, Davacı taraf ile müvekkilim şirket arasında akdedilen sözleşmenin 3.2. Maddesi gereğince davacı tarafın müvekkili şirkete fatura ettiği ve müvekkili şirket tarafından ödenen sarf malzemelerinin bedelinin Sosyal Güvenlik Kurumundan kısmen veya tamamen tahsil edilememesi halinde müvekkili şirketin, tahsil edilemeyen tutarı ve SGK dan gelen cezayı alacaklı şirkete talep ve tahsil etme hakkını mevcut olduğunu, müvekkili şirketin davaya konu satın alınan tıbbi malzemelere ilişkin fatura bedelini davacı tarafa belirtilen şekilde ödemesine rağmen, işbu fatura bedelini Sosyal Güvenlik Kurumundan tahsil edemediğini, Sosyal Güvenlik Kurumu, müvekkili şirketin dava konusu tıbbi malzeme bedellerinin tahsiline ilişkin talebini, dava konusu tıbbi malzemelerin Sağlık Uygulama Tebliğ kriterlerine uymadığı gerekçesiyle Sağlık Uygulana Tebliğ’nin 7.3.15.6 maddesi uyarınca reddettiğini, Müvekkilinin Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan tahsil edemediği dava konusu tıbbi malzemelerin bedellerini davacı taraftan tahsil ettiğini, müvekkili şirketin davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını işbu haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 08/10/2018 tarih ve 2016/1015 Esas – 2018/899 Karar sayılı kararında; “….Davacı her ne kadar taraflar arasındaki ticari ilişkiden dolayı davalıdan alacaklı bulunduklarını ve bu yönde yaptıkları icra takibine haksız olarak itiraz edildiğinden bahisle iş bu davayı açmış ise de özellikle her iki tarafın ticari defter ve kayıtları üzerinde yaptırılan inceleme sonucu alınan bilirkişi raporu ve yukarıda müşahadesi yapılan Bakırköy … İcra Müdürlüğünün … esas sayılı dosya içeriğine göre 18/07/2016 takip tarihi itibari davacının davalıdan herhangi bir alacağının bulunmadığı icra takiplerinde yapılan ödemelere rağmen icra takibinde bulunmasının davacı yönünden iyiniyetli bir yaklaşım olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmaması karşısında aşağıdaki şekilde davanın reddi ile davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi uygun görülmüştür. …”gerekçesi ile, Davanın REDDİNE, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, Davalı şirkete ait özel hastaneye tedavisi için müracaatta bulunan … isimli hastada kullanılmak üzere müvekkil şirketten talep edilen 17.623,27 TL tutarlı 13 kalem tıbbi malzeme bedelinin müvekkili şirkete ödenmediği, malzemelerin şirkete iade de edilmediği ve adı geçen hastanın tedavisinde kullanıldığını, Davalı şirketin, bu malzemelerin bedelinin SGK’ dan tahsil edilemediği gerekçesine sığınarak 17.623,27.TL tutarındaki alacağı, müvekkili şirketin davalı şirkete ait özel hastanedeki sair alacaklarından düşmüş ve dolayısıyla bu meblağı müvekkili şirkete ödemediğini, Müvekkili şirketin alacağını icra takibine koymasının akabinde vaki itiraz üzerine takibin durduğu ve itirazın iptali davası açıldığını, Yerel Mahkemenin 13.10.2017 tarihli kararı ile dosyanın tevdi edildiği bilirkişiler 02.02.2018 tarihli raporlarında davalı tarafından kesilen iade faturasını gerekçe göstererek müvekkili şirketin alacağı bulunmadığı kanaatına vardığı, yerel Mahkeme de bilirkişi raporuna dayanarak taleplerini reddettiğini, Yerel Mahkemenin red kararına mesnet teşkil eden raporu tanzim eden bilirkişiler; tarafların ticari defter ve kayıtlarını şeklen incelemekle birlikte, muhtevayı ve işin esasını gözden kaçırmak suretiyle hatalı sonuca varmışlar, dolayısıyla bilirkişi raporuna dayanan yerel Mahkeme kararı da hatalı olduğu, Davalı şirket tarafından kendi muhasebesini denkleştirmek için kesilen ve iade faturası diye adlandırılan belgenin TTK ile VUK daki tarif ve tanımlar açısından fatura özelliği olmadığı, bu belgenin davalı hastanenin muhasebesini denkleştirmek ve müvekkili şirketle alakalı cari hesapta kendisini alacaklı ya da borçsuz konumda göstermek için tanzim ettiği bir varaka olduğu, Ticari hayatın olağan durumlarından biri satın alınan malın bir süre sonra çeşitli nedenlerle satıcıya iade edilmesi olduğu, Mükellefler arasında iade edilen mallara ilişkin belge düzenine dair vergi hukukumuzda doğrudan bir düzenleme yapılmadığı, böyle olmakla beraber gerek vergi idaresinin konuya ilişkin muktezalarından gerekse mükelleflerce uzun zamandır benimsenmiş uygulamalardan, mükellefler arası mal iadelerinde “iade faturası” düzenlendiği bilinmekte olduğu, İade faturası esas itibariyle bir fatura olmadığı, bir faturanın karşı tarafça tamamen veya kısmen kabul edilmemesi veya satılan malların herhangi bir sebeple tamamen veya kısmen iade edilmesi halinde, alıcı tarafından hazırlanan ve söz konusu asıl faturanın kısmen veya tamamen kabul edilmediğini veya malın iadesini göstermek üzere hazırlanarak söz konusu işlemlerin muhasebeleştirilmesini sağlayan belgeye uygulamada iade faturası denilmekte olduğu, Olayda davalı şirket müvekkili şirketin sattığı malları kabul ettiği, faturaya süresinde itiraz etmediği ve hatta müvekkilinden aldığı tıbbi malzemeleri hastasında kullanarak tedavisini sağladığı, davalı şirketin, müvekkili şirkete hiçbir şey iade etmeden iade faturası düzenlemesi ve bunu cari hesaptaki müvekkil alacaklarından düşmesi ve borçlu olmadığını iddia etmesi kabul edilemeyeceği, Bilirkişiler iade faturasının gerçek anlamda bir fatura olmadığı noktasına hiç girmeden sadece şeklen iade faturasının müvekkili şirketin kayıtlarına alınması sebebiyle müvekkilinin alacağının bulunmadığı sonucuna vardıklarını, Bilirkişilerin iade faturası diye adlandırılan belge üzerinde yoğunlaşması ve bunun mahiyetini, gerçek fatura olup olmadığını, bu faturayla davalının müvekkili şirkete herhangi bir şey iade edip etmediğini tahlil etmesi gerektiği, davalı tarafından kesilen iade faturasının; vergi hukuku bakımından hiçbir geçerliliği olmayan, fatura olarak nitelendirilmesi mümkün olmayan belge olduğu ortaya çıktığında müvekkili şirketin alacaklı olduğu hakikati tebarüz edeceği ve adil bir sonuca gitmek mümkün olacağını, İade faturası adı altında davalı şirketin kestiği ve takas/mahsupta kullandığı belgenin gerçek anlamda fatura olmadığı 6102 sayılı TTK nun 21/1, 213 sayılı VUK’ nın 229, 230 ve 231 inci maddelerindeki düzenlemelerden de açıkça anlaşılmakta olduğunu, İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davalının Bakırköy … İcra Müdürlüğünün … E. sayılı takip dosyasında ileri sürdüğü itirazlarının iptaline ve alacağın varlığının tespitine, duran icra takibinin devamına, davalının % 20 icra inkar tazminatı ile ticari işlerde uygulanan yıllık temerrüt faizini ödemeye mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK’nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, 17/06/2012 tarih ve … nolu 17.623, 27 TL. Bedelli bir adet irsaliyeli fatura alacağından kaynaklı alacağın tahsili talebiyle başlatılan ilamsız icra takibine davalı borçlunun itirazı üzerine açılan itirazın iptali davasıdır. Mahkemece yukarıdaki gerekçeyle, davanın REDDİNE, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davacı tarafından davalı firmaya satılan ve davalı tarafından bir hastasında kullanılan tıbbi malzemelerin SUT tebliğlerine uygun olmadığı gerekçesiyle SGK tarafından ödenmemesi üzerine davacının davalıya fatura ettiği emtia bedelinin davalı firma tarafından davacıya iade faturası düzenlendiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasında imzalanan Satış Sözleşmesi bulunduğu konusunda ihtilaf yoktur. Uyuşmazlık, davacı tarafından davalıya satılan ve davalı tarafından kullanılan tıbbi malzemenin bedelinden kimin sorumlu olduğu ve dava konusu faturanın kesildiği tıbbi malzemelerin Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) uyarınca davalının borçlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasında tıbbi malzeme tedarikinin nasıl gerçekleşeceğine ilişkin 20/09/2011 tarihli yazılı bir sözleşme bulunmaktadır.Sözleşmenin SATICININ YÜKÜMLÜLÜĞÜ başlıklı 3.2. Maddesinin a bendinde;” Satıcı, … HASTANESİ’ne fatura ettiği medikal cihaz,sarf malzemesinin bedelini her ne kadar peşinen çek ile tahsil etsede … HASTANESİ’nin Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan endikasyon harici firmadan veya üründen kaynaklanan sorunlar nedeni ile ( SGK, BAĞ-KUR, EMEKLİ SANDIĞI gibi SGK. Kurumlarından) bu bedeli tamamen yada kısmen tahsil edememesi halinde tahsil edilemeyen farkı ve SGK.’dan gelecek cezayı … HASTANESİ’nin kendisinden talep etmesi halinde derhal geri iade etmeyi kabul beyan ve taahhüt ettiği, sarf malzemesi özellikle ortopedik (plak, vida v.s. ) tıbbi malzemesinin bedelini Sosyal Güvenlik Kurumuna fatura etmesini müteakip, Sosyal Güvenlik Kurumu bu fatura bedelinin tamamını yada bir kısmını ödememesi halinde … HASTANESİ, kurumdan alamadığı ancak SATICI’ya peşinen ödediği bu bedeli ya da doğacak farkını talep ve tahsil edeceği,” hükmü düzenlenmiştir. Bu bağlamda SUT tebliğine uygun olmayan malzeme satışı yapılması ve genel sağlık sigortası kapsamında bulunan, davalı özel sağlık kuruluşunda tedavi olan hastaya kullanılan tıbbi malzemenin SGK tarafından ödenmemesi durumunda tıbbi malzemenin bedelinden kimin sorumlu olacağına ilişkin taraflar arasında uygulanabilecek sözleşmesel bir düzenleme bulunmaktadır. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda;” dava konusu kesintinin, malzemenin niteliğinden dolayı değil, yalnızca Üniversite ve Eğitim Araştırma Hastanelerinde kullanıldığında ödeneceğine dair SUT hükmünün ihlalinden kaynaklandığını, davalı tarafça sunulan cari hesap ekstrelerinde davacı tarafın tanzim ettiği faturaların aynen kayıtlı olduğu, davacının takip konusu yaptığı faturanın davalı defterlerinde aynen kayıtlı olduğu, söz konusu faturanın 14/08/2012 tarih ve 4.006,80 TL.’lik ve 29/08/2012 tarih ve 358,56 TL.’lik faturalar ile birlikte ( 4.006,80 + 358,56 + 17.623,27 TL.) 30/11/2012 tarihinde yapılan 21.988, 63 TL.’lik çek ile ödemelerin yapıldığı, söz konusu fatura ile ilgili iadenin ise davalı defterlerinde 31/08/2013 tarihinde kaydedilmiş olduğu, davacı tarafın takip ve dava konusu yaptığı 17/06/2012 tarih ve … no.lu irsaliyeli fatura ile ilgili davalının tanzim ettiği 31/08/2013 tarih ve … no.lu iade faturasını davacının 01/09/2013 tarihinde kayıtlarına almış olduğu, 18/07/2016 takip tarihi itibariyle davacı yasal defterlerinde davalı borcunun kayıtlı olmadığı, davalı tarafça tanzim edilen iade faturasına davacının TT. 21 ve TTK. 23 maddelerine göre itiraz edilmediği , ” belirtilmiştir. Mahkemece, davacının davalıya düzenlediği davanın temelini oluşturan 17/06/2012 tarih ve … nolu 17.623, 27 TL. Bedelli faturanın her iki tarafın defterinde kayıtlı olduğunu, buna ek olarak davalının davacıya düzenlediği 31/08/2013 tarih ve … no.lu iade faturasının da her iki taraf defterinde kayıtlı olduğu, davacının bu iade faturasına itiraz etmemesi nedeniyle kesinleştiğini belirten bilirkişi raporunu esas alarak davacının davalıdan alacaklı olmadığına karar verilmiştir. Yargıtay 19 Hukuk Dairesi’nin 2004/7898 Esas, 2005/2012 Karar sayılı içtihadı ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere, 6100 Sayılı HMK. nın 222 maddesi uyarınca kanuna uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olan ticari defterlerin münderecatı, sahibi ve halefleri aleyhine delil sayılır. Davalının düzenlediği iade faturası olarak tanımlanan ve içinde davacının davalıya sattığı emtia bedeli olan faturanın davacı tarafından itiraza uğramadan defterlerine kaydedilmesi ve TK.’ nın 21/2.maddesine göre davalının iade faturasının içeriğini kabul etmiş olması anlamındadır. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre; mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’ nun 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan 98,10.TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 54,40.TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından yatırılan 35,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 18.50.TL’ nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/11/2020 tarihinde HMK’nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.