Emsal Mahkeme Kararı Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2021/434 E. 2022/62 K. 08.04.2022 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.

T.C. BAKIRKÖY 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2021/434 Esas
KARAR NO : 2022/62

DAVA : Marka’dan Doğan Haklara Tecavüzün Tespiti, Men’i ve Ref’i ile Unvan Terkini
DAVA TARİHİ : 22/12/2020
KARAR TARİHİ : 08/04/2022
KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/04/2022
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka’dan Doğan Haklara Tecavüzün Tespiti, Men’i ve Ref’i ile Unvan Terkini davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkili şirketin, kuruluş tarihi olan 1995 yılından itibaren ayakkabı ve terlik üretimi yapmakta olan ve halihazırda Türkiye’de 1800 perakende noktasına satış ve dünyanın elliden fazla ülkesine ihracat gerçekleştiren olan bir şirket olup, sektörünün en çok bilinen ve tanınan markalarından birisi olarak ticari faaliyetlerini yürüttüğünü, …. markasının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde “….” olarak da kayıt altına alındığını, tüm mal ve hizmet sınıflarında koruma sahibi olduğunu, davalı şirketin “…” ibaresini ticari ünvanında kullandığını, bu ünvanın TTK ve Sınai Mülkiyet Kanunu hükümlerine aykırı olarak oluşturulduğunu, ticari unvanın markasal kullanımını teşkil eden markasal kullanımlar olduğunu, arz ve izah edilen nedenlerle, davalı şirketin müvekkiline ait markaya tecavüzünün önlenmesi ve men’ine, müvekkiline ait tescilli markanın kullanıldığı tabelaların sökülmesine, reklam vasıtası, basılı evrak ve ürünlerin toplatılmasına, davalının müvekkili şirketin tescilli markasını internet ve sosyal medya üzerinden kullanmasının durdurulmasına, masrafı davalıdan alınarak hükmün tirajı en yüksek 3 gazeteden biri ile ilanına; yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 21/10/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile, dava dilekçesindeki taleplerine ek olarak davalı şirketin ticari ünvanındaki “…” ibaresinin ticaret sicilden terkinine karar verilmesini, talep etmiştir.
Davalı adına Tebligat Kanununun 35.maddesine göre tebligat çıkartıldığı ve tebligatın usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davaya cevap vermediği anlaşılmakla davanın reddini istediği kabul edilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Davacı vekili 12/07/2021 tarihli dilekçesi ile, davacı ve davalı tarafları aynı olan Karşıyaka … Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen …. esas sayılı dava dosyasının olması nedeniyle işbu davayı takip etmeyeceklerini bildirdiklerini, mahkemece 17/05/2021 tarihli ara kararı gereği davalıya 2 hafta süre verilip davanın geri alınmasına dair muvafakatinin sorulduğunu, ara kararın davalıya tebliğ edildiğini ancak herhangi bir beyanda bulunmadığını bildirdiği görülmüştür.
Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan davacı adına kayıtlı marka tescil belgeleri celp olunmuştur.
Dosya, davalının, davacıya ait “..” esas unsurlu markalardan doğan haklarına tecavüzünün bulunup bulunmadığı, davalının ticaret unvanındaki “…” ibaresinin terkin koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarında rapor tanzimi için bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi 04/03/2022 havale tarihli raporunda; “Davacının Ticaret Ünvanının Tescilinin (14 Ekim 1994), davalının Ticaret Ünvanının Tescilinden (16 Nisan 2013) daha önceki tarihli olduğu, Davacının “.” esas unsurlu ilk marka tescilinin (….- başvuru tarihi 31/01/1996) davalının Ticaret Ünvanının Tescilinden (16 Nisan 2013) daha önceki tarihli olduğu, Dolayısıyla, davacının gerek ticaret ünvanı tescili gerekse de marka tescili açısından, tarihsel önceliğinin olduğu, Davalının, tescilli ünvanını, tescil edilmiş bir bütün olarak unvan gibi kullanmayıp, davacı markasının ve ticaret ünvanının ana unsuru olan “…” sözcüğünü öne çıkarıp bunu çağrıştıracak şekilde vurgulayarak marka gibi kullanması durumunun tespit edilemediği, Kullanımın, ticaret ünvanının kullanımını aşarak, markasal kullanıma dönüşmediği ve iltibasın oluşmadığı, keza tarafların faaliyet alanlarının ve iştigal konularının tamamiyle birbirinden farklı olduğu, davacı markası tanınmış marka olmakla birlikte söz konusu tanınmışlığın ayakkabı (terlik) emtiasında olduğu ve tanınmışlığın bu alanın dışına taşıp özellikle davalının faaliyet alanı olan “Ortopedik cihaz ve tıbbi malzeme sektöründe” tanınır olduğunu gösterir dosya içinde belge/delil olmadığı, Mevcut duruma göre, davalı unvan kullanımının markaya tecavüz teşkil etmeyeceği, unvan terkini koşullarının mevcut olmadığı, Davalı şirketin, …. sözcüğünü ticaret unvanında kullandığı tarihten(2013) dava tarihine kadar(2021) geçen yaklaşık 8 yıl boyunca davacı şirketin, davalının bu kullanımına sessiz kalmasına ilişkin durumun TMK m.2 kapsamında değerlendirilmesi hususundaki takdirin mahkemeye ait olduğu” hususlarını tespit ve rapor etmiştir.
Davacı vekili 17/03/2022 tarihli dilekçesi ile, bilirkişi raporunun 6769 sayılı SMK değil, yürürlükten kalkan 556 sayılı MarKHK esas alınarak düzenlendiğini, marka hakkına tecavüz fiilleri açısından yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığını, davalının ticari unvanını müvekkili şirketin marka haklarını ihlal edecek biçimde tescil ettirmiş olmasının, marka tecavüzü eylemlerini meydana gelmesi için yeterli olduğunu, herhangi bir mal/ürün/emtianın varlığının gerekmediğini, müvekkili markasının tanınmış marka olduğunu ve tüm mal/hizmet sınıflarında korunduğunu, müvekkilinin tecavüz içeren eylemleri tespit etmek için sürekli Ticaret Sicil Kayıtlarını takip etmesinin mümkün olmadığını, buna mecbur da olmadığını, davalının marka tecavüzü ve haksız rekabet teşkil eden eylemleri ile müvekkilinin maddi ve itibari zararına sebep olduğunu, bilirkişi raporunun eksik inceleme ile oluşturulduğunu, davalının ticari kayıtları, ticari defterleri ve faturalarının incelenmediğini, bilirkişi raporunun hukuki değerlendirmeden ibaret olduğunu, açıklanan gerekçelerle, dosyanın yeni bir bilirkişi raporu alınması için farklı bir bilirkişiye tevdiine, dosyaya sunulan bilirkişi raporunun reddi ile hükme esas alınmamasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, davalının, davacıya ait markadan doğan haklarına tecavüzünün tespiti, men’i ve ref’i, davalının ticaret unvanından “…” ibaresinin terkini talebine yöneliktir.
Dosyanın yapılan incelemesinde davalı şirketin “….” ibaresini ticari unvanında 2013 yılında tescil ettirdiği, bu hali ile dava tarihine kadar 8 yılın geçmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Kural olarak markaya tecavüz eylemleri için hükümsüzlük taleplerinde olduğu gibi kanunda bir dava açma süresi öngörülmüş değildir. Ancak TMK’nun 2.maddesine göre herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Buna göre davalının uzun bir süre kullanımına sessiz kalmak suretiyle davalının davaya konu marka – ticari unvan ya da işarete – artık kullanıma karşı dava açılmayacağına dair inanç oluşturarak yatırım yapmasına neden olan davacının daha sonra tecavüz iddiasında bulunmasını iyiniyet kuralları çerçevesinde korunmaması gerektiği yönünde doktrin ve uygulamada görüş birliği oluşmuştur.
“Yargıtay’ın yerleşik içtihatları (11 HD. 03/03/2009 T., 2007/5706-2009/2451 ; 31/01/2009, 2007/8966-2009/3835) sessiz kalma durumunun bir koruma istisnası olduğunu görstermektedir. Haksız rekabete maruz kalanın bu olaydan doğan talep ve dava hakkının kötüye kullanılmaması asıldır. Marka hakkı sahibi, haklı bir sebep olmadığı halde hakkını uzun süre ileri sürmeyerek karşı tarafta bundan böyle de kullanmayacağı yönünde bir kanaat uyandırdığı taktirde, artık bu hak kullanılamayacaktır. Aksine davranış hakkın kötüye kullanılması olup hukukça korunmayacaktır. Sessiz kalma hali bu durumdan yararlanacak olan açısından bir def’i değil, itiraz sebebidir. Bu nedenle de mahkemece kendiliğinden gözetilmelidir. (11. HD. 02/10/2012-2011/7104-2012/14860; 11 HD., 18/10/2012-2010/12137-2012/16604)
Rakibinin kullandığı ticari işarete; örneğin tescilleyip kullandığı unvana uzun süre sessiz kalan marka sahibi, markadan doğan koruma hakkını kaybetmiş olur.”(GÜNEŞ, İlhami SMK Işığında Uygulamalı Marka Hukuku, Ankara – 2020, s.258)
Somut olayda davacının yaklaşık 8 yıl boyunca sessiz kaldığı tecavüz eyleminden dolayı açmış olduğu davada yukarıda anılı ilkeler çerçevesinde hak düşürücü süre yoluyla hak kaybına uğradığı kanaatiyle davasının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-Davacının davasının REDDİNE,
2-Alınması gereken 80,70 TL harçtan, peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 21,40 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
4-Karar kesinleştiğinde talep halinde kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememize verilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliyesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda erilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.08/04/2022

Katip ….
¸

Hakim …
¸