Emsal Mahkeme Kararı Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi 2022/1547 E. 2022/1337 K. 19.09.2022 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/1385 – 2022/1257
T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
23. H U K U K D A İ R E S İ ( D İ R E N M E )
(D Ü Z E L T E R E K Y E N İ D E N
E S A S H A K K I N D A K A R A R)
ESAS NO : 2022/1385
KARAR NO : 2022/1257

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

KONKORDATO
TALEP EDEN :
VEKİLİ :
ALACAKLILAR :
VEKİLİ :

Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 04.02.2021 T., 2018/903 E., 2021/77 K. sayılı kararının alacaklı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine verilen Dairemizin 30.03.2022 T., 2022/324 E., 2022/534 K. sayılı kararı, talep eden vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 20.06.2022 T., 2022/2870 E., 2022/3425 K. sayılı kararıyla bozulmuş olmakla HMK m. 373/3 uyarınca duruşma açılmasına karar verildi, dosya incelendi:
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ :
Konkordato isteyen vekili, borçlu şirketin özel sektör ve devlet işlerinin devam etmekte olduğunu, 2018 yılından itibaren yapılan işlerde tahsilatların gecikmeye başladığını, döviz kurlarındaki artış ile işlerin maliyetinin arttığını, mevcut hakedişlerin alınamadığını veya çok geç alınmaya başlandığını, ödemelerin vadelere yayıldığını, tahsilatların gecikmesi ve mevcut nakit akış dengesizliği nedeniyle kredi kullanılarak ödemeler yapıldığını ve devam eden işlerin finansmanının sağlandığını, müvekkili şirketin bugüne kadar bütün borçlarını ödediğini, hiçbir çekinin yazılmadığını, konkordato projesinde alacaklılardan herhangi bir indirim talep edilmediğini ve tüm borçların 24 ay içerisinde ödeneceğini, rehinli olan alacaklılardan faiz indirimi isteneceğini belirterek, gerekli muhafaza tedbirlerinin alınması ile konkordato teklifinde bulunmuştur.
İlk derece Mahkemesi’nce “…Konkordato talep eden davacı şirket yönünden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, Mahkememizin 07/12/2018 tarihli kararı ile, İİK’nun 286. maddesinde sunulması zorunlu olan belgelerin sunulduğu ve gider avansının yatırıldığı anlaşılmakla; İİK’nun 287/1. maddesi gereğince davacı şirket hakkında 3 ay süre ile geçici mühlet kararı verilerek konkordato komiserler kurulu görevlendirilmiştir. Talep üzerine 06/03/2019 tarihli ara karar ile ise, 07/03/2019 tarihinden geçerli olmak üzere geçici mühlet süresi 2 ay süre ile uzatılmıştır.
Geçici mühlet süresinin sonunda, Mahkememizin 03/05/2019 tarihli ara kararı ile; davacı şirket tarafından sunulan belgeler, alacaklıların dilekçeleri, konkordato komiserler kurulunun raporları dikkate alındığında, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması nedeniyle İ.İ.K.’nun 289/3. maddesi gereğince davacı şirket hakkında 1 yıllık konkordato kesin mühlet kararı verilmiş, konkordato komiserler kurulu tarafından kesin mühlet içerisinde dönemsel raporlar sunulmuştur. Talep üzerine kesin mühlet süresi, 17/07/2020 tarihli ara karar ile 07/08/2020 tarihinden geçerli olmak üzere 3 ay süre ile uzatılmıştır.
Konkordato komiserler kurulu İ.İ.K.’nun 302. maddesi gereğince, 1 yıllık kesin mühlet süresi sonunda Mahkememize 26/01/2021 tarama tarihli nihai rapor ibraz etmişlerdir.
Alacaklılar toplantısı ve projenin kabulü için gerekli çoğunluk 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 302.maddesinde, konkordatonun tasdiki şartları ise aynı kanunun 305. maddesinde belirtilmiştir.
Konkordato komiserler kurulunun 26/01/2021 tarihli nihai raporu ve önceki raporları da dikkate alındığında; Davacı şirket yetkililerinin gerek konkordato teklifi öncesi, gerekse konkordato mehil sürecinde alacaklıları zarara sokacak işlem ve eylemlerde bulunmadığı, şirketin iflas etmesi durumunda, imtiyazsız alacaklıların herhangi bir tahsilat yapamayacakları gibi, imtiyazlı alacaklıların da alacaklarının tamamına kavuşamayacağı ihtimalinin güçlü olduğu, revize konkordato tasdik projesine göre; “adi alacaklarda; borçların %75’inin projenin tasdik tarihinden itibaren 12 ay ödemesiz, süre bitiminde +36 ayda ödenmesine, rehinli alacaklarda; borçların tamamının projenin tasdik tarihinden itibaren 6 ay ödemesiz, süre bitiminde +54 ayda ödenmesine,” ilişkin teklifin, İ.İ.K’nun 302/3. maddenin gerektirdiği kaydedilmiş alacaklıların dörtte birini ve adi-rehinli alacaklıların üçte ikisini aşan bir çoğunluk tarafından imza edildiği ve 2004 sayılı yasanın 302. maddesi uyarınca teklifin kabul edilmiş sayılacağı, teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olduğu, kabul edilen konkordato projesine göre teklif edilen ödeme tutarının borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçebilecek miktardan fazla olacağı, rapor tarihi itibariyle 206. maddenin 1. sırasındaki imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödendiği ve mühlet içerisinde komiserin izniyle akdedilmiş ödenmemiş borçların bulunmadığı anlaşılmıştır.
Böylece; Davacı şirketin 18/09/2020 tarihli konkordato revize projesinin 08/01/2021 tarihinde yapılan alacaklılar toplantısında ve iltihak süresi içerisinde İ.İ.K.’nun 302/2. maddesinde aranan nisabın üzerinde adi alacaklılar ve rehinli alacaklılar tarafından kabul edildiği, konkordato projesinin gerçekleşmesi için İ.İ.K.’nun 305.maddesindeki konkordato tasdik şartlarının oluştuğu, 33.661,67 ve 10.643,19 TL tasdik harçlarının tasdik kararından önce mahkeme veznesine depo edildiği anlaşılmakla; Davacının konkordato projesinin tasdik talebinin adi ve rehinli alacaklar yönünden kabulü ile, Ankara Ticaret Sicilinin … sırasına kayıtlı, davacı… İnşaat Anonim Şirketi’nin revize konkordato tasdik projesine göre, adi alacaklarda; borçların %75’inin projenin tasdik tarihinden itibaren 12 ay ödemesiz, süre bitiminde +36 ayda ödenmesine, rehinli alacaklarda; borçların tamamının projenin tasdik tarihinden itibaren 6 ay ödemesiz, süre bitiminde +54 ayda ödenmesine; Komiserlerin görevine son verilmesine ve kayyım tayinine, tedbir kararlarının kaldırılmasına…” karar verilmiştir.
Hükme karşı alacaklılar vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 30/03/2022 tarih, 2022/324 E., 2022/534 K. sayılı kararıyla; Alacaklılar vekillerinin istinaf başvuru nedenlerinin reddine, resen yapılan inceleme gereği Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/903E., 2021/77K. sayılı dava dosyasında verdiği 04/02/2021 tarihli kararı düzelterek yeniden hüküm tesisi ile konkordato tasdik talebinin usulden reddine karar verilmiştir.
Dairemiz kararına karşı konkordato talep eden vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 20.06.2022 T., 2022/2870 E., 2022/3425 K. sayılı kararıyla; “…İlk derece mahkemesi kararına karşı bir kısım alacaklılar vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi tarafından, 1 yıllık kesin mühletin 03.05.2020 tarihinde dolduğu ve 7226 sayılı Yasa uyarınca yasal 86 günlük durma süresinin eklenmesi ile 28.07.2020 tarihinde sürenin bittiği ancak mahkemece süre bitiminden 9 gün sonraki 07.08.2020 tarihinden itibaren kesin mühletin 3 ay süre ile uzatılmasına karar verildiği, artık mühletin sona erdiği, yargılama bakımından süre koşulunun ihlal edildiği ve mühletin sağladığı korumaların 28.07.2020 tarihi itibariyle kalktığı gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararının düzeltilip yeniden esas hakkında karar verilmesi ile konkordato tasdik talebinin usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Konkordato müessesi, vadesi geldiği halde borçlarını ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi altında bulunan borçluları hacizlerin veya iflasın ağır sonuçlarından korumak amacıyla getirilmiştir. Böylece borçlunun maddi hukuktan kaynaklanan borçları, mahkemenin gözetimi altında tasfiye edilecek bu vesileyle hem borçlunun mali durumu düzelecek hem de alacaklılar arasında eşitlik prensibi korunarak alacaklarına kavuşmaları sağlanacaktır. Kanun koyucu, bu müesseseyle aynı zamanda alacaklılara konkordatoyu kontrol etme ve projeye uyulmadığı takdirde fesih isteyerek süreci sona erdirme hakkı tanımıştır. Amaç, hem davacı talep sahibinin hem alacaklıların hem de kamunun menfaatini gözetmek ve korumaktır.
Somut olayda, mahkemece 03.05.2019 tarihinde davacı şirkete 1 yıl süre ile kesin mühlet verildiği dosyanın takibini sağlamak amacıyla açılan 16.07.2020 tarihinde yapılan duruşma sırasında kesin mühletin 9 günlük gecikme ile 07.08.2020 tarihinden itibaren 3 ay süre ile uzatılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK’nda geçici mühlet ve kesin mühlet süreleri ve mahkeme tarafından uzatılabilecek süreler ayrı ayrı belirtilmiştir. Bu sürelerin birbirlerini takip etmesi, süre sonunu takip eden günde veya öncesinde karar verilme mecburiyeti olduğuna ilişkin bir kanun hükmü yoktur. Mahkeme 297/3 fıkrasında olduğu gibi olumsuz karar verebilir. Ancak konkordato işlemlerine devam edileceğine ilişkin görüşü veya kararı bulunduğu takdirde (bu sürelerin kanunda belirlenen azami sürelerin içinde kalması koşulu ile) mühletlerin sağladığı faydanın ortadan kalktığını savunmak alacaklı ve borçluyu yok sayan kuralcı bir yaklaşımdır. Kanunun 304/2. maddesinde belirlenen ve hakime tanınan son 6 aylık süre de nazara alınarak yargılamanın tamamlanıp karar verilmesi durumunda, mühletler ve uzatmalar arasındaki boşluk gerekçesiyle konkordatonun usulden reddine karar verilmesi, hukuki güvenliği zedeler.
Konkordatoyu talep eden; üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmiştir. Yargılamayı yapan mahkeme mühleti uzatma konusunda iradesini ortaya koymuştur. Konkordato sürecinde, olumsuz bir gelişme rapor edilmemiştir. Bu durumda sadece matematiksel hesaplarla kanunlar tarafından tanınan hakların kullanılmasına engel olmak, kanunların yorumunda aşırı şekilci olmaktan öteye geçmez.
Açıklanan nedenlerle; istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince, işin esasına girilerek, tasdik şartlarının oluşup oluşmadığının tartışılması gerekirken, yanılgılı gerekçelerle istemin usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür.” denilerek dairemiz kararının davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
1- DİRENME GEREKÇELERİ :
İstem, konkordatonun tasdikine ilişkindir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 289’uncu maddesinin üçüncü fıkrasında konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması hâlinde mahkemece borçluya bir yıllık kesin mühlet verileceği ve komiser atanacağı belirtilmiş, aynı maddenin beşinci fıkrasında da “Güçlük arz eden özel durumlarda kesin mühlet,… mahkemece altı aya kadar uzatılabilir” hükmü getirilmiştir. Kesin mühletin borçluya, alacaklılara ve sözleşmelere etkisi İcra ve İflas Kanunu’nun 294 ilâ 297’nci maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 304’üncü maddesinde “Komiserin gerekçeli raporunu ve dosyayı tevdi alan mahkeme, konkordato hakkında karar vermek üzere yargılamaya başlar. Mahkeme, komiseri dinledikten sonra kısa bir zamanda ve her hâlde kesin mühlet içinde kararını vermek zorundadır. Karar vermek için tayin olunan duruşma günü, 288 inci madde uyarınca ilân edilir. İtiraz edenlerin, itiraz sebeplerini duruşma gününden en az üç gün önce yazılı olarak bildirmek kaydıyla duruşmada hazır bulunabilecekleri de ilâna yazılır.
Konkordato hakkında yapılan yargılamada kesin mühlet içinde bir karar verilemeyeceği anlaşılırsa; mahkeme, gerekli görürse komiserden gerekçeli bir rapor da alarak, karar verilinceye kadar mühlet hükümlerinin devamına karar verebilir. Bu süre altı aydan fazla olamaz.” düzenlemesi yapılmıştır.
Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde belirtmek gerekir ki, mühlet içinde borçlu takip hukuku ve maddi hukuk alanında koruma altına alınırken, komiser ve borçlunun belirli iş ve işlemleri tamamlaması beklenir. Mühletin başlangıcı ve sonu belli olduğundan Yasa mühlet için öngörülen sürelerin aşılması ihtimalini öngörmemiştir. Ancak bu ihtimal her zaman söz konusu olabilir. Sorunun çözümlenebilmesi için öncelikle bu sürelerin hukuki niteliğini belirlemekte yarar vardır. Mühlet hukuki niteliği bakımından zamanaşımı ya da hak düşürücü sürelerden değildir. Bu nedenle mühlet içinde yapılan ya da yapılamayan işlemlerin maddi hukuk anlamında bir hak kazandırması ya da kaybettirmesi söz konusu değildir. Nitekim İcra ve İflâs Kanunu’nun kesin mühletin etkilerini düzenleyen maddeleri (m.294-297) hak kaybı ya da iktisabı sonucunu doğurmamakta, bunların kullanılmasını sınırlamakta ya da ertelemektedir. Aynı nedenle mühletlerin kesilmesi ve durmasından da söz edilemez. Eğer yapılması gereken işlemler mühlet içinde yapılmamışsa bunun tek yaptırımı mühletin koruyucu etkisinin sona ermesidir.
Her ne kadar bozma ilamında sürenin kesintiye uğradığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmesinin hukuk güvenliğinin zedelendiği görüşü belirtilmişse de bu görüşe katılmak mümkün olmamıştır.
7101 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önce konkordatoda geçici mühlet süreci hiç bulunmazken kesin mühlet de sadece üç ay olarak düzenlenmişti. Kesin mühlet gerektiğinde iki ay süre ile uzatılabiliyordu. O dönemde de gerek mühlet işlemleri ve gerek tasdik yargılaması bu süre içinde yapılıyordu. Getirilen yenilikle uzatmasıyla birlikte beş ay geçici mühlet ve uzatmasıyla birlikte on sekiz ay kesin mühlet kabul edilmiş, işlemler ve yargılama süreci için komiserlere yirmi üç aylık bir süreç verilmiştir. Bu sürecin verimli kullanılmaması öncelikle ve kesinlikle komiserlerin sorumluluğundadır. Komiserlerin bu süreyi kötü kullanmasının, bu kapsamda mahkemeye inceleme yapma olanağı tanımaksızın geçici mühletin uzatılmasına, kesin mühlet verilmesine ve bunun uzatılmasına karar verilmesini istemeleri elbette mahkemenin hatası değildir. Zira konkordatonun uygulamasında asli görevli komiserdir. Komiser oylamayı yapıp, raporunu ve dosyayı sunmadan mahkeme tasdik işlemine girişmez. İcra ve İflâs Kanunu’nun 304’üncü maddesinin 1’inci fıkrası komisere, yargılama yapmak için mahkemeye de süre bırakma yükümlülüğü getirmektedir. Kanun koyucu bu süreleri net biçimde belirlerken alacaklılara da alacaklarını alamayacakları, bir diğer ifade ile sabredecekleri azami süreyi göstermek istemiştir.
Yasalarda birtakım süreler öyle net belirtilmiştir ki, bunların zamanaşımı ya da hak düşürücü süre olduğu anlaşılmakta ve bu sürelerin kaçırılması halinde hukuken doğal sayılan sonuçların ortaya çıkacağı kabul edilmelidir. Söz gelimi ihalenin feshi (İİK m.134/II), sıra cetveline itiraz (İİK m.142/I), iflas masasına kayıt davası (İİK m.235) belli sürelerle sınırlandırılmış fakat bu sürelere uyulmamasının yaptırımı açıkça gösterilmemiştir. Oysa bu süreler geçtikten sonra şikayet yoluna gidildiğinde ya da dava açıldığında ret kararı verilmektedir. Bu nedenle Yüksek Dairenin gerekçesine katılmaya olanak bulunamamıştır.
Yine 7101 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önce tasdik kararının kısa bir süre içinde verilmesi gerektiği belirtilmişken (önceki m.296) yapılan yeni düzenlemede tasdikin mühlet içinde olması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Bir yasa değişikliğinde açık ve yeni bir düzenleme yapılmışsa kanun koyucunun önceki dönemde yaşanan bir sorunu çözmek istediği düşünülmeli, yasa bu şekilde yorumlanmalıdır.
Diğer taraftan bu sürenin ucu açık ve belirsiz biçimde uzatılması daha büyük bir tehlike arz etmektedir. İşlemlerin uzadığından söz edilerek 5-10 yıllık sürelerle tasdik işlemlerinin sürüncemede bırakılması ihtimali gündeme gelebilecektir. İflasın ertelenmesine ilişkin hükümlerin yasadan çıkartılmasının gerekçelerinden biri de aslında beş yıl olan sürenin çeşitli vesilelerle uzatılması idi. Yargıtay’ın yorumu ile bu tehlikenin konkordatoda da ortaya çıkabileceği söylenebilecektir. Kaldı ki, kaç günlük gecikmenin makul, kaç günlük gecikmenin fazla olduğunu saptamak da objektif bir kritere bağlanabilecek bir husus değildir.
Son olarak, mühletin hükümleri yasada açıkça gösterilmiştir. Bu dönemde takip, bir kısım sözleşmelerin feshi vs yasaklanmıştır. Mühletin sona ermesi halinde yargılamaya hala devam edilse bile alacaklılar mühletin sağladığı koruma kalktığı için borçlu hakkında takiplere devam edebilecek ve sözleşmeleri feshedebilecektir. Kanun koyucunun tasdik yargılamasını süreyle sınırlaması altında yatan nedenlerden biri de bu olmalıdır.
Mühlet, yukarıda da belirtildiği gibi ne bir zamanaşımı süresi ne de bir hak düşürücü süredir. Mühlet usuli bir süredir ve hakim tarafından, yasanın öngördüğü uzatma halleri dışında uzatılıp kısaltılamaz (HMK m.90).Yargıtay’ın yerleşik uygulaması da bu yöndedir: Yargıtay 11. HD, 25.12.1989 gün ve 1989/8872-7469 E.K (bkz. Eriş, G.: Uygulamalı İflas ve Konkordato Hukuku, Ankara 1991, s.842).
Nitekim öğretide Postacıoğlu, Berkin, Buruloğlu/Reyna sürenin geçirilmesi halinde esasa girişilmeden talebin usulden reddine karar verileceğini ifade etmiştir (Postacıoğlu, İ.E.: Konkordato, Ankara 1965, s.89, n.61; Berkin, N.: İflas Hukuku, 3.b., İstanbul 1970, s.564; Buruloğlu, E./Reyna, Y.: Konkordato Hukuku ve Tatbikat, İstanbul 1968, s.56).
Yine bozma ilamında, mahkemece, kesin mühletin hitamından sonraki bir tarihe duruşma günü tayin edilmesi suretiyle 304/2 madde kapsamında verilmiş olan 6 aylık uzatma yetkisinin zımnen kullanıldığının kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, mahkemece İİK’nın 304/2. maddesi kapsamında mühlet hükümlerinin devamına dair bir karar verilmemiş olması durumunda; kesin mühletin sona ermesi ile mühletin koruyucu etkisinin ortadan kalktığını bilen alacaklılar borçlu hakkındaki icra takiplerine devam edebilecek, sözleşmeler feshedilebilecektir. Bu nedenlerle, bozma ilamındaki mahkemece kesin mühletin dolduğu tarihten sonraya duruşma günü verilmesinin mühlet hükümlerinin devamına zımnen karar verilmiş olduğu yolundaki görüşe de katılmak mümkün olmamıştır.
Bu nedenlerle Dairemizin 30/03/2022 tarih 2022/324 E., 2022/534 K. sayılı kararında direnilmesine karar vermek gerekmiştir.
2-DAİREMİZ KARARI :
Konkordatonun tasdiki kararları ancak toplantıda olumsuz oy kullanan ve tasdik duruşmasının ilanından duruşmaya üç gün kalana kadar itirazlarını bildiren alacaklılar tarafından istinaf edilebilir (İİK m.308/a). Konkordatoya itiraz kurumu İcra ve İflas Kanunu’nun 304’üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş ve duruşma tarihinin gösterildiği ilanda alacaklıların duruşmadan en az üç gün öncesine kadar yazılı olarak itiraz etmek suretiyle duruşmada hazır bulunabilecekleri hususunun ayrıca gösterileceği düzenlenmiştir. Bu şekilde itiraz etmeyen alacaklıların duruşmaya katılma hakkı bulunmadığı gibi karara karşı yasa yollarına başvurma hakkı da bulunmamaktadır.
Somut olayda 26.01.2021 tarihinde sunulmuş, duruşma ilanı 28.01.2021 de yapılmış olup, karar duruşması ilandan 7 gün sonra 04.02.2021 tarihinde yapılmıştır. Bu durumda alacaklılara usulüne uygun olarak itiraz imkanı tanınmadığı anlaşılmakla istinafa gelen alacaklıların itiraz ettikleri kabul edilerek tümü yönünden inceleme yapılmıştır.
I- Geçici mühlet kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu yönündeki istinaf istemlerine yönelik olarak;
Alacaklı… AŞ vekili yasada sayılan belgelerin usulünce ve tam olarak sunulmamasına rağmen borçlulara mühlet verilmesinin hukuka aykırı olduğu yönünde bir istinaf sebebi ileri sürmüştür.
İcra ve İflas Kanunu’nun 287’nci maddesinin son fıkrası uyarınca geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiser görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamayacağı gibi aynı Kanun’un 293’üncü maddesinin birinci fıkrasına göre de kesin mühlet talebinin kabulüne ilişkin kararlara karşı yasayoluna başvurulamaz.
Bu iki düzenleme yasayollarını sadece bu kararların verildiği tarihte değil yargılama sonunda verilen nihai karar aşamasında da kapatmıştır.
Açıklanan nedenlerle… AŞ vekilinin istinaf dilekçesinin bu yöne ilişkin kısımlarının reddine karar vermek gerekmiştir (HMK m.346/1).
II- İtiraza uğrayan alacağın nisaba dahil edilmesi istemlerine ilişkin olarak;
İcra ve İflas Kanunu’nun 300’üncü maddesi uyarınca konkordato komiseri yazdırılan alacaklara karşı borçlunun beyanını alır. Borçlunun itiraz ettiği alacaklar çekişmeli hale gelir. Bu durumda alacaklının yapması gereken şey, alacağının itirazlı kısmının ne şekilde nisaba dahil edileceği hususunda mahkemeden karar almaktır (İİK m.302/VI). Nitekim somut olayda mahkemece bu yönde verilen kararlar dosyaya yansımıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, mahkemenin bu konuda verdiği kararlar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediği için çekişmeli alacakların ayrıca dava konusu edilmesine imkân sağlanmıştır (İİK m.308/b).
Açıklanan nedenlerle çekişmeli hale gelmiş alacakların istinaf sebebi yapılmasına ve bu tutarların bölge adliye mahkemesince belirlenmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Bunlar dışındaki itirazların tasdik kararının istinafı aşamasında ileri sürülerek nisabın yeniden oluşturulması yoluna gidilmesi mümkün değildir. Komiserlerin bu yöndeki sorumlulukları saklıdır.
İstinaf yoluna başvuran tüm alacaklılar vekillerinin bu yöne ilişkin istinaf başvuru nedenlerinin reddi gerekmiştir.
III- HMK’nın 355’inci maddesi uyarınca re’sen yapılan istinaf incelemesi yönünden:
İcra ve İflas Kanunu’nun 289’uncu maddesinin üçüncü fıkrasında konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması hâlinde mahkemece borçluya bir yıllık kesin mühlet verileceği ve komiser atanacağı belirtilmiş, aynı maddenin beşinci fıkrasında da “Güçlük arz eden özel durumlarda kesin mühlet,… mahkemece altı aya kadar uzatılabilir” hükmü getirilmiştir. Kesin mühletin borçluya, alacaklılara ve sözleşmelere etkisi İcra ve İflas Kanunu’nun 294 ilâ 297’nci maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 304’üncü maddesinde “Komiserin gerekçeli raporunu ve dosyayı tevdi alan mahkeme, konkordato hakkında karar vermek üzere yargılamaya başlar. Mahkeme, komiseri dinledikten sonra kısa bir zamanda ve her hâlde kesin mühlet içinde kararını vermek zorundadır. Karar vermek için tayin olunan duruşma günü, 288 inci madde uyarınca ilân edilir. İtiraz edenlerin, itiraz sebeplerini duruşma gününden en az üç gün önce yazılı olarak bildirmek kaydıyla duruşmada hazır bulunabilecekleri de ilâna yazılır.
Konkordato hakkında yapılan yargılamada kesin mühlet içinde bir karar verilemeyeceği anlaşılırsa; mahkeme, gerekli görürse komiserden gerekçeli bir rapor da alarak, karar verilinceye kadar mühlet hükümlerinin devamına karar verebilir. Bu süre altı aydan fazla olamaz.” düzenlemesi yapılmıştır.
Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde belirtmek gerekir ki, mühlet içinde borçlu takip hukuku ve maddi hukuk alanında koruma altına alınırken, komiser ve borçlunun belirli iş ve işlemleri tamamlaması beklenir. Mühletin başlangıcı ve sonu belli olduğundan Yasa mühlet için öngörülen sürelerin aşılması ihtimalini öngörmemiştir. Ancak bu ihtimal her zaman söz konusu olabilir. Sorunun çözümlenebilmesi için öncelikle bu sürelerin hukuki niteliğini belirlemekte yarar vardır. Mühlet hukuki niteliği bakımından zamanaşımı ya da hak düşürücü sürelerden değildir. Bu nedenle mühlet içinde yapılan ya da yapılamayan işlemlerin maddi hukuk anlamında bir hak kazandırması ya da kaybettirmesi söz konusu değildir. Nitekim İcra ve İflâs Kanunu’nun kesin mühletin etkilerini düzenleyen maddeleri (m.294-297) hak kaybı ya da iktisabı sonucunu doğurmamakta, bunların kullanılmasını sınırlamakta ya da ertelemektedir. Aynı nedenle mühletlerin kesilmesi ve durmasından da söz edilemez. Eğer yapılması gereken işlemler mühlet içinde yapılmamışsa bunun tek yaptırımı mühletin koruyucu etkisinin sona ermesidir.
Bu sürecin verimli kullanılmaması öncelikle ve kesinlikle komiserlerin sorumluluğundadır. Komiserlerin bu süreyi kötü kullanmasının, bu kapsamda mahkemeye inceleme yapma olanağı tanımaksızın geçici mühletin uzatılmasına, kesin mühlet verilmesine ve bunun uzatılmasına karar verilmesini istemeleri elbette mahkemenin hatası değildir. Zira konkordatonun uygulamasında asli görevli komiserdir. Komiser oylamayı yapıp, raporunu ve dosyayı sunmadan mahkeme tasdik işlemine girişmez. İcra ve İflâs Kanunu’nun 304’üncü maddesinin 1’inci fıkrası komisere, yargılama yapmak için mahkemeye de süre bırakma yükümlülüğü getirmektedir. Komiserin keyfi davranışları alacaklıların belirsiz, sınırsız bir mühlet ve yargılama süreci ile baş başa bırakılması anlamına gelmemelidir. Kanun koyucu bu süreleri net biçimde belirlerken alacaklılara da alacaklarını alamayacakları, bir diğer ifade ile sabredecekleri azami süreyi göstermek istemiştir.
Sürenin borçlu tarafından kötü kullanılması halinde komiserler buna engel olmalı, komiserler tarafından kötü kullanılması halinde de borçlu komiseri işini hakkıyla yapmaya zorlamalıdır.
Yasalarda birtakım süreler öyle net belirtilmiştir ki, bunların zamanaşımı ya da hak düşürücü süre olduğu anlaşılmakta ve bu sürelerin kaçırılması halinde hukuken doğal sayılan sonuçların ortaya çıkacağı kabul edilmelidir. Söz gelimi ihalenin feshi (İİK m.134/II), sıra cetveline itiraz (İİK m.142/I), iflas masasına kayıt davası (İİK m.235) belli sürelerle sınırlandırılmış fakat bu sürelere uyulmamasının yaptırımı açıkça gösterilmemiştir. Oysa bu süreler geçtikten sonra şikayet yoluna gidildiğinde ya da dava açıldığında red kararı verilmektedir. Bu nedenle Yüksek Dairenin mühletin geçirilmesinin bir yaptırıma bağlanmadığı yönündeki gerekçesine katılmaya olanak bulunamamıştır.
Yine 7101 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önce tasdik kararının kısa bir süre içinde verilmesi gerektiği belirtilmişken (önceki m.296) yapılan yeni düzenlemede tasdikin mühlet içinde olması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Bir yasa değişikliğinde açık ve yeni bir düzenleme yapılmışsa kanun koyucunun önceki dönemde yaşanan bir sorunu çözmek istediği düşünülmeli, yasa bu şekilde yorumlanmalıdır.
Diğer taraftan bu sürenin ucu açık ve belirsiz biçimde uzatılması daha büyük bir tehlike arz etmektedir. İşlemlerin uzadığından söz edilerek 5-10 yıllık sürelerle tasdik işlemlerinin sürüncemede bırakılması ihtimali gündeme gelebilecektir. İflasın ertelenmesine ilişkin hükümlerin yasadan çıkartılmasının gerekçelerinden biri de aslında beş yıl olan sürenin çeşitli vesilelerle uzatılması idi. Yargıtay’ın yorumu ile bu tehlikenin konkordatoda da ortaya çıkabileceği söylenebilecektir. Kaldı ki, kaç günlük gecikmenin makul, kaç günlük gecikmenin fazla olduğunu saptamak da objektif bir kritere bağlanabilecek bir husus değildir.
Son olarak mühletin hükümleri yasada açıkça gösterilmiştir. Bu dönemde takip, bir kısım sözleşmelerin feshi vs yasaklanmıştır. Mühletin sona ermesi halinde yargılamaya hala devam edilse bile alacaklılar mühletin sağladığı koruma kalktığı için borçlu hakkında takiplere devam edebilecek ve sözleşmeleri feshedebilecektir. Kanun koyucunun tasdik yargılamasını süreyle sınırlaması altında yatan nedenlerden biri de bu olmalıdır.
Mühlet, yukarıda da belirtildiği gibi ne bir zamanaşımı süresi ne de bir hak düşürücü süredir. Mühlet usuli bir süredir ve hakim tarafından, yasanın öngördüğü uzatma halleri dışında uzatılıp kısaltılamaz (HMK m.90). Bu sürenin aşılmasında mahkemenin kusurundan da söz edilemez. Süre aşılmışsa bu komiserin sorumluluğundadır.
Yargıtay’ın yerleşik uygulaması da bu yöndedir: Yargıtay 11. HD, 25.12.1989 gün ve 1989/8872-7469 E.K (bkz. Eriş, G.: Uygulamalı İflas ve Konkordato Hukuku, Ankara 1991, s.842).
Nitekim öğretide Postacıoğlu, Berkin, Buruloğlu/Reyna sürenin geçirilmesi halinde esasa girişilmeden talebin usulden reddine karar verileceğini ifade etmiştir (Postacıoğlu, İ.E.: Konkordato, Ankara 1965, s.89, n.61; Berkin, N.: İflas Hukuku, 3.b., İstanbul 1970, s.564; Buruloğlu, E./Reyna, Y.: Konkordato Hukuku ve Tatbikat, İstanbul 1968, s.56).
Gösterilen yasal düzenlemeler ve yapılan açıklamalar bir arada değerlendirilerek somut olaya dönüldüğünde İlk derece Mahkemesince;
-İstemci şirkete 06.12.2018 günü 07.12.2018 tarihinden itibaren üç ay süre ile geçici mühlet verildiği (süre sonu: 07.03.2019),
– 07.03.2019 günlü kararla geçici mühletin iki ay süre ile uzatıldığı (süre sonu: 07.05.2019),
– 03.05.2019 günlü kararla bir yıllık kesin mühlet verildiği (süre sonu: 03.05.2020), (bu dönemde 7226 sayılı Yasa uyarınca sürenin 86 gün boyunca durdurulduğu anlaşılmaktadır. Buna göre kesin mühletin bittiği 03.05.2020 tarihden 86 gün sonrası 28.07.2020 dir. )
-11.02.2020 tarihli ara karar ile duruşma günü 30.04.2020 tarihine bırakılmış, 25.03.2020 tarihli ara karar ile duruşma covit-19 salgını nedeniyle 14.05.2020 tarihine ertelenmiş, 30.04.2020 tarihli ara karar ile ise 16.07.2020 tarihine ertelenmiştir.
– 16.07.2020 tarihli duruşmada ise kesin mühletin İİK m.289/V uyarınca kesin mühletin 07.08.2020 den itibaren üç ay süreyle uzatıldığı (süre sonu: 07.11.2020),
– 05.11.2020 tarihli duruşmada 07.11.2020 den itibaren 3 ay daha uzatma kararı verildiği (süre sonu: 07.02.2021),
– 26.01.2021 günü komiserlerin nihai raporunu sunduğu, kararın 04.02.2021 tarihinde verildiği
Anlaşılmıştır.
Yukarıda açıkça ifade edildiği gibi 1 yıllık kesin mühletin 03.05.2020 tarihinde dolduğu ve yasal 86 günlük durma süresinin eklenmesi ile 28.07.2020 tarihinde sürenin bittiği ancak mahkemece süre bitiminden 9 gün sonraki 07.08.2020 tarihinden itibaren uzatma verildiği, artık mühletin sona erdiği, yargılama bakımından süre koşulunun ihlal edildiği ve mühletin sağladığı korumaların 28.07.2020 tarihi itibariyle kalktığı kabul edilmelidir.
Bu durumda Dairemizce, HMK’nın 355 ve 353/(1)-b.2. maddeleri uyarınca, İlk derece Mahkemesi kararını düzelterek istemci şirketlerin konkordato istemlerinin usulden reddine dair yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir.
IV-Kararın niteliğine göre alacaklılar vekillerinin diğer sebeplere ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına… “
HÜKÜM :
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Dairemizin 30/03/2022 tarih 2022/324 E., 2022/534 K. sayılı kararında DİRENİLMESİNE,
2- 1-Yukarıda (I ve II ) sayılı paragraflarda açıklanan nedenlerle alacaklılar vekillerinin istinaf başvuru nedenlerinin REDDİNE,
2-Yukarıda (III) nolu bentte açıklanan nedenlerle,HMK m. 353/1,b,2 ve 355 gereğince, Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/903E., 2021/77K. sayılı dava dosyasında verdiği 04/02/2021 tarihli KARARINI DÜZELTEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE.
Buna göre:
“1.Ankara Ticaret Sicilinin … sırasına kayıtlı, … Anonim Şirketi’nin adi ve rehinli alacaklar yönünden konkordato tasdik talebinin usulden reddine,
2. Mahkemece verilen ve yasa ile öngörülen tedbirlerin kaldırılmasına,
3. Komiserler kurulunun görevine bu tarih itibariyle son verilmesine,
4. Yargılama giderlerinin istemci şirket üzerinde bırakılmasına,
5. Karar tarihi itibariyle alınması gerekli olan 80,70-TL karar ve ilam harcından başta yatan 35,90-TL nin mahsubu ile kalan 44,8‬0-TL harcın istemci şirketten alınarak hazineye irat kaydına,
6. İstemci tarafından yatırılan konkordato tasdik harcının iadesine,
7. Yatırılan avansın karar kesinleştiğinde ve istek halinde, masrafı içinden karşılanarak istemciye iadesine,
8. İcra ve İflas Kanunu’nun 288/son maddesi uyarınca kararın İLANINA ve ilgili yerlere BİLDİRİLMESİNE, “
3-Yukarıda (IV) nolu bentte açıklanan nedenlerle alacaklılar vekillerinin diğer sebeplere ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
4-İstinaf yoluna başvuran tüm alacaklılardan peşin olarak alınan istinaf karar harcının iadesine.
5-İstinaf yoluna başvuranlar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, avansın kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde gideri içerisinden karşılanarak iadesine.
6-HMK m. 359/4 gereğince kararın taraflara resen tebliğine; tebliğ, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına.
13/09/2022 tarihinde, duruşmalı yapılan inceleme sonucunda, konkordato talep eden vekili…’un yüzüne karşı,
İİK m. 308/a gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içinde Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 06/10/2022

Başkan Üye Üye Katip