Danıştay Kararı 7. Daire 1999/2854 E. 2000/1243 K. 24.04.2000 T.

7. Daire         1999/2854 E.  ,  2000/1243 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
YEDİNCİ DAİRE
Esas No: 1999/2854
Karar No: 2000/1243

Temyiz İsteminde Bulunan: … Dış Ticaret Pazarlama Limited Şirketi
Vekili : Av. …
Karşı Taraf : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına Halkalı Giriş Gümrük Müdürlüğü
İstemin Özeti : Davacı şirket adına ek olarak destekleme ve fiyat istikrar fonu tahakkuk ettirilmesi ve iki katı tutarında para cezası kesilmesi yolunda tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davayı; 2.4.1998 tarihinde tebliğ edilen işleme karşı otuz günlük yasal süresinde dava açılmadığı gerekçesiyle reddeden … Vergi Mahkemesinin … gün ve E:…; K:… sayılı kararının; fon tahakkukuna karşı idare mahkemeleri için öngörülen altmış günlük süre içerisinde dava açıldığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: İstemin reddi gerektiği yolundadır.
Tetkik Hakimi …’in Düşüncesi: Temyize konu karar, davacı Şirkete 2.4.1998 tarihinde tebliğ olunan fon payı tahakkukuna karşı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci maddesinde vergi mahkemelerinde dava açma süresi olarak belirlenen otuz günlük sürenin geçirilmesinden sonra idare mahkemesinde açılan davanın bu nedenle incelenemeyeceği gerekçesine dayalıdır. Sözü edilen 7’nci maddede, vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu açıklanan dava açma süresi, davanın açıldığı idare mahkemesi için altmış gün olarak öngörülmüştür. Her ne kadar, davanın açılmasından sonra, idare mahkemesince görevsizlik kararı verilerek, dosya, vergi mahkemesine gönderilmişse de; yukarıda açıklandığı üzere, yasal düzenleme gereği İdari Yargı’nın özel görevli mahkemeleri olan vergi mahkemelerinin görevine girmeyen ve bu nedenle genel görevli idare mahkemeleri için öngörülen altmış günlük süreye tabi bulunan davaya ait dosyanın bu konuda oluşan içtihat uyarınca görevli ve yetkili görülen vergi mahkemesine gönderilmesinin, davasını yasal düzenlemeye uygun olarak süresi içerisinde açan davacının, bu nedenle hak kaybına uğraması sonucunu yaratması, hak ve nesafet ilkeleriyle bağdaşır nitelikte olmadığından, esasının incelenmesi gerekirken davayı süre aşımı sebebiyle reddeden mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı …’nun Düşüncesi: Halkalı Giriş Gümrük Müdürlüğünce ek destekleme fiyat istikrar fonu tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlemin iptali dileğiyle … İdare Mahkemesinde açılan davanın görev yönünden reddi ile vergi mahkemesine gönderilmesi üzerine, bu mahkemece davanın 2577 sayılı yasanın 7’nci maddesinde öngörülen 30 günlük süre içerisinde açılmamış olması nedeniyle reddi konusunda verilen kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Açılmış olduğu tarihte 2576 sayılı Yasanın 5’inci maddesi uyarınca İdare Mahkemesinin görevine giren ve 2577 sayılı Yasanın 7’nci maddesi hükmüne göre İdare Mahkemelerinde açılacak davaların tabi olduğu 60 günlük süre içerisinde … İdare Mahkemesinde açılmış olan davanın, bilahare gümrük vergi ve resimleri ile ilgili uyuşmazlıkların gerek usul ekonomisi, gerek davaların farklı mahkemelerde görülmesinin uygulamada ortaya çıkardığı sakıncalar nedeniyle 2576 sayılı Yasanın 6’ncı maddesi uyarınca vergi mahkemesinde çözümlenmesinin gerektiğinden bahisle ve bu konudaki Danıştay Onuncu Dairesinin istikrar kazanmış içtihadı uyarınca görev yönünden reddi ile gönderilmiş olduğu … Vergi Mahkemesince davanın vergi davalarının tabi olduğu 30 günlük süre içerisinde açılmadığından bahisle reddine karar verilmiştir.
Dava, açıldığı tarihte bu işle görevli olan idare mahkemesinde bu konudaki davaların tabi olduğu yasal süre içerisinde açılmış olup, daha sonraki bir tarihte Danıştay içtihatlarıyla beliren görüş doğrultusunda görev yönünden reddi ile gönderilmiş olduğundan, bu davanın vergi davaları için öngörülen süre içerisinde açılmadığından bahisle süre yönünden reddine ilişkin vergi mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenle yükümlü temyiz isteminine kabulü ile 2577 sayılı Yasanın 49’uncu maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendi hükmü uyarınca vergi mahkemesi kararının bozulmasının gerekeceği düşünülmüştür.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Temyiz başvurusu; davacı Şirket tarafından ithal olunan eşya nedeniyle yapılan cezalı destekleme ve fiyat istikrar fonu tahakkukuna karşı … İdare Mahkemesince, açılan davanın görev yönünden reddi üzerine, dosyanın gönderildiği vergi mahkemesince, 2.4.1998 tarihinde davacıya tebliğ edilen fon tahakkukuna karşı 30 günlük dava açma süresinin geçirilmesinden sonra, 11.5.1998 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen kararın bozulması istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık konusu fon paylarının; vergi mahkemelerinin görev alanını düzenleyen 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 6’ncı maddesinde belirtilen anlamda; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harç ile benzeri mali yüküm olarak kabulü olanaklı bulunmadığından, fon uyuşmazlıklarına ilişkin davaların görüm ve çözümünün vergi mahkemelerinin görevine girmediği kabul edilmekle birlikte, Danıştay Başkanlık Kurulunun 23.6.1999 gün ve E:1999/41; K:1999/42 sayılı; Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 5.2.1999 gün ve E:1998/639; K:1999/187 sayılı; Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun 10.12.1999 gün ve E:1999/244; K:1999/572 sayılı kararlarıyla, bir vergiye bağlı olarak hesaplanan fonlarla ilgili davaların; vergiye ilişkin uyuşmazlık sonucu ortaya çıkacak hukuki duruma bağlılığı, ayrıca, bu tür uyuşmazlıkların, gerek usul ekonomisi, gerekse davaların farklı mahkemelerde görülmesinin uygulamada ortaya çıkaracağı sakıncalar nedeniyle vergi mahkemelerince çözümlenmesine karar verilmiş bulunması karşısında, vergi ile aralarında maddi bakımdan bağlılık bulunan fonlardan kaynaklanan uyuşmazlığı konu edinen işbu davaya; çözümsüzlüğün önlenmesi açısından vergi mahkemesince bakılmış olmasında isabetsizlik görülmemiştir.
Temyize konu karar, davacı Şirkete 2.4.1998 tarihinde tebliğ olunan fon payı tahakkukuna karşı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci maddesinde vergi mahkemelerinde dava açma süresi olarak belirlenen otuz günlük sürenin geçirilmesinden sonra 11.5.1998 tarihinde idare mahkemesinde açılan davanın bu nedenle incelenemeyeceği gerekçesine dayalıdır. Sözü edilen 7’nci maddede, vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu açıklanan dava açma süresi, davanın açıldığı idare mahkemesi için altmış gün olarak öngörülmüştür. Her ne kadar, davanın açılmasından sonra, idare mahkemesince görevsizlik kararı verilerek, dosya, vergi mahkemesine gönderilmişse de; yukarıda açıklandığı üzere, yasal düzenleme gereği İdari Yargı’nın özel görevli mahkemeleri olan vergi mahkemelerinin görevine girmeyen ve bu nedenle genel görevli idare mahkemeleri için öngörülen altmış günlük süreye tabi bulunan davaya ait dosyanın bu konuda oluşan içtihat uyarınca görevli ve yetkili görülen vergi mahkemesine gönderilmesinin, davasını yasal düzenlemeye uygun olarak süresi içerisinde açan davacının, bu nedenle hak kaybına uğraması sonucunu yaratması, hak ve nesafet ilkeleriyle bağdaşır nitelikte değildir. Bu bakımdan; esasının incelenmesi gereken davanın süre aşımı sebebiyle reddedilmesinde isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulüne; mahkeme kararının bozulmasına, bozma kararı üzerine mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 24.4.2000 gününde esasta oybirliği gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.

X – KARŞI OY
Dosyada; ek olarak destekleme ve fiyat istikrar fonu tahakkukuna ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada verilen vergi mahkemesi kararının temyizen bozulması istenilmektedir.
Vergi mahkemeleri, İdari Yargı Düzeninin özel görevli mahkemeleridir. Bu yargı düzeninin genel görevli mahkemeleri ise, idare mahkemeleridir. Bunun anlamı; özel görevli idari mahkeme olan vergi mahkemelerinin görev alanının kanunla belli edilmiş bulunması; kanunla sınırları çizilen bu alan dışında kalan ve özel görevli başka idari yargı yerinin; örneğin, Danıştay’ın görev alanına da girmeyen idari uyuşmazlıkların idare mahkemelerince çözülmesinin gerekli olmasıdır. Başka anlatımla; özel görevli idari yargı yerlerinin görev alanına girmeyen idari uyuşmazlıkların “kanuni hakimi”, idare mahkemeleridir.
Özel görevli idari yargı yeri olarak vergi mahkemelerinin görev alanı, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinde gösterilmiştir. Bu maddenin (a) bendine göre; vergi mahkemeleri, genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalarının çözümüyle görevlidir.
Görüldüğü üzere; kamu kurum ve kuruluşlarına ait bir alacak dolayısıyla açılacak bir idari davanın vergi mahkemelerince çözümlenebilmesi için, bu alacağın niteliğinin vergi, resim, harç ve benzeri mali yüküm veya bunların zam ve cezaları olması yanında; alacağın, bentte sayılan bütçelere ait olması da gereklidir. Ancak bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesi durumunda, idari davanın, vergi mahkemesinin görevine girmesi olanaklıdır.
Olayda, uyuşmazlık konusu destekleme ve fiyat istikrar fonu tahakkukunun yasal dayanağı, 2.2.1984 gün ve 2976 sayılı Dış Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanundur. Bu Kanunun anayasal dayanağı da, T.C. Anayasasının 167’nci maddesinin ikinci fıkrasıdır. Söz konusu Anayasa hükmü ile 2976 sayılı Kanunun 1’inci maddesinde, dış ticaret işlemleri üzerinden alınan fon payları, “Vergi ve benzeri mali yükümler” dışında kalan “ek mali yükümler” olarak tanımlanmıştır. Bu Anayasal ve yasal düzenlemelere göre, destekleme ve fiyat istikrar fonunun ek mali yüküm olduğu; ancak, “vergi benzeri” nitelik taşımadığı açıktır. Oysa; 2576 sayılı Kanunun vergi mahkemelerinin görevlerini düzenleyen 6’ncı maddesinde, mali yükümler yönünden vergi mahkemelerinin görevini belirleyen ölçüt, “vergi benzeri” olmalarıdır. Bu bakımdan; özel kanununda vergi benzeri olmadığı açıkça vurgulanan adı geçen fonun tahakkukundan doğan uyuşmazlığın vergi mahkemelerinde görülebilmesinin ilk koşulu gerçekleşmemiştir. Ayrıca; söz konusu fon payı, 2576 sayılı Kanunun açıklanan 6’ncı maddesinde sayılan bütçelere ait gelir değildir. Böyle olunca; olayda, vergi mahkemelerinin görev alanını belirleyen koşullar gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla; uyuşmazlık, vergi mahkemelerinin sınırları “kanunla çizilmiş özel görev alanı”nın dışında kalmaktadır. Genel görevli idare mahkemelerinin görev alanına giren söz konusu uyuşmazlığın vergi mahkemesince çözümlenmesi ise, Anayasanın 37’nci maddesinde öngörülen “kanuni hakim ilkesi”ne açık aykırılıktır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci maddesinin 1’inci fıkrasına göre; idari dava açma süresi, idare mahkemelerinde, altmış; vergi mahkemelerinde ise, otuz gündür. Ayrıca, 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesine göre, idare mahkemelerinde tam yargı davaları dışında tek hakime verilmiş görev bulunmadığı halde, vergi mahkemelerinde miktarı sekiz milyon lirayı aşmayan davaların çözümü, mahkeme hakimlerinden birine ait bulunmaktadır. Tek hakim tarafından verilen nihai kararlara karşı öngörülen kanun yolu ise, temyiz değil itirazdır. Öte yandan; 2577 sayılı Kanunun 27’nci maddesinin 3’üncü fıkrasında, vergi mahkemelerinde idari dava açılmasının tarh edilen vergi ile zam ve cezasının dava konusu edilen kısmının tahsilini durduracağı öngörülmüş olunmasına karşın; idare mahkemelerinde dava açılması halinde, kural, dava konusu idari işlemin yürütülebilirliğinin devam etmesidir.
Bu açıklamalar karşısında; fon payı ile ilgili uyuşmazlıklar dolayısıyla “kanuni hakim ilkesi”nin ihlalinin;
– dava açma süresini altmış günden otuz güne indirerek, ilgililerin hak arama özgürlüğünü kısıtlaması,
– miktar itibarıyla 2576 sayılı Kanunun 7’nci maddesinde öngörülen sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda, davacıların davalarını mahkeme kurulunda inceletme hakkını ortadan kaldırması ve, bunun sonucu olarak, doğal kanun yolunu değiştirmesi,
– fon tahsilatını, Kanun koyucu’nun iradesine aykırı olarak, dava açılmakla, kendiliğinden durur hale getirmesi, kaçınılmazdır.
Böyle bir sonuç ise, ancak Kanun koyucu’nun iradesi ile sağlanabilecek niteliktedir. Kanun koyucu’nun iradesiyle sağlanabilecek bir durumun, içtihatla oluşturulmasına olanak yoktur.
Bu bakımdan; mahkeme kararında dayanılan gerekçenin aksine, fon payının gümrük vergisinin matrahına bağlı olması, iki uyuşmazlığın bir arada görülmesinde usul ekonomisi bakımından yarar bulunması, ayrı mahkemelerde görülmeleri halinde kimi usul sorunlarının çıkmasının kaçınılmaz olması gibi nedenler, “kanuni hakim ilkesi”nin ihlalinin gerekçesi olamaz. Bu tür nedenler, ancak, bir yasa değişikliğini gerektirebilecek nitelik ve haklılıktadır. Kaldı ki, destekleme ve fiyat istikrar fonunun kaynaklarından büyük bölümü, ithalat işlemleri dışındaki işlemlerden alınan paylardan oluşmaktadır. Bu şekilde alınan fon payları, eşyanın gümrük vergisine konu kıymeti, yani matrahı üzerinden hesaplanmamaktadır Anılan fonların, usul ekonomisi gerekçesine dayanılarak vergi mahkemesinde açılacak idari davaya konu edilmelerine hukuken olanak yoktur. Böyle olunca da, aynı tür fona ilişkin idari uyuşmazlıkların farklı idari mahkemelerde görülmelerinin, bu uyuşmazlıkların farklı dava açma süresine, farklı yargılama usulüne ve farklı zaman aşımına tabi olmaları gibi hak arama yollarının kullanılmasında belirsizliklere yol açarak, görev kuralı ile oluşan kamu düzenini bozacağı kuşkusuzdur. Ayrıca, usul ekonomisi ilkesinin, kamu düzeni ile ilgili usul kurallarının ihmali sonucunu yaratacak biçimde kullanılması da, bu ilkenin uygulanabilirlik koşullarına ve amacına uygun değildir. Usul Hukukunda, yargı yerlerinin bu gibi hallerde kullanabilecekleri “bekletici ön mesele” adında bir müessese vardır. Mahkemenin, bu müesseseden haberdar olmaması mümkün değildir.
Öte yandan; idare mahkemeleri, Danıştay idari dava daireleri ve İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun birlikte oluşturdukları hiyerarşik yapı, İdari Yargı Düzeninin bir alt yargı düzenidir. Vergi mahkemeleri, Danıştay vergi dava daireleri ve Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu ise, bu yargı düzeninin diğer bir alt düzenini oluşturmaktadır. Birbirinin eşiti olan bu iki alt yargı düzeninden birinde biçimsel anlamda kesin hüküm halini alan görevsizlik kararının, diğer alt yargı düzenini bağlaması düşünülemez.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu kararda görev yönünden hukuka uyarlık bulunmadığından; kararın bu gerekçe ile bozulması gerektiği oyu ile kararın gerekçesine katılmıyorum.